İvmesini Hazlardan Alan Hız ve Tükeniş
“ Hazla hızlanan adımlar tükenişe koşar; ruhun şifası, yavaşlayıp derinleşmekte ve sükûneti bulmaktadır.”
Hazzın İvmesi, Hızın Körlüğü ve Kaçınılmaz Tükeniş
Modern insan, zamanın ritmini kaybetti. Günümüz dünyasında her şey daha hızlı hareket etmek, daha çabuk elde etmek ve bir sonraki ana bir an önce ulaşmak üzerine kurulu. Fakat bu ivmenin yakıtı ne bir amaca olan sarsılmaz inanç ne de kalıcı bir mana üretme arzusudur; bu hız, gücünü ve ivmesini doğrudan nefsi hazlardan alır.
Haz, anlık bir parlamadır. Zihne hücum eden geçici tatminler, insanı bir sonraki hazzın peşinden daha büyük bir hızla koşmaya mecbur bırakır. Ekranları milisaniyeler içinde kaydırmak, duyguları çabucak tüketip yenisine atlamak, dünyayı tadına varılacak bir durak değil, yutulacak bir lokma gibi görmek... Hızlandıkça duyularımız körleşir, körleştikçe daha güçlü hazlara ihtiyaç duyarız. Kur'an-ı Kerim bu tükenmek bilmeyen arzu sarmalını ve insanın doyumsuzluğunu şöyle fısıldar:
"Çoğaltma yarışı (tekâsür), kabirlere varıncaya kadar sizi oyaladı." (Tekâsür, 1-2)
Hazzın peşinde koşarken sergilediğimiz bu sabırsızlık ve acelecilik, aslında fıtratımızın zayıf bir yankısıdır: "İnsan aceleci yaratılmıştır" (Enbiyâ, 37). Ancak hırs ve hazla beslenen acelecilik, zamanı derinlemesine yaşatmak yerine onu un-ufak eder.
Nesnelerin Kölesi Olmak ve Ruhsal Sürtünme
İvmesini hazdan alan her hareket, insanı merkezinden uzaklaştırır. İnsan hızı artırdıkça özgürleştiğini sanır; oysa hazza dayalı hız, insanı kendi arzularının esiri yapar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu durumu yüzyıllar öncesinden şöyle haber vermiştir:
"Altının, gümüşün, lüks kumaşların ve nefsi arzuların kulu olan kimse helâk olmuştur." (Buhârî, Cihâd, 70)
Mekanik kanunları kadar katı bir ruhsal gerçeklik vardır: Sürekli hazdan beslenen bir hız, kaçınılmaz olarak tükenişe varır. İnsan ruhu, sonsuz bir tüketim deposu değildir. Anlık hazların yüksek ısısı, insanın iç dünyasını için için yakar. Sürekli hareket halinde olmak, sükûneti ve derinliği yok eder.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, haz peşinde savrulan ve hırsla koşturan insanın durumunu şu veciz sözüyle özetler:
"Hırs ve nefis seni sürekli 'daha fazla' diyerek koşturur; ama bilmezsin ki, koştuğun yolun sonu uçurumdur. Durmak ve özüne dönmek, yanlış yolda koşmaktan evladır."
Hızın getirdiği o baştan çıkarıcı sarhoşluk bittiğinde geriye kalan devasa boşluk, tükenişin ta kendisidir. Tükeniş, ansızın gelen bir felaket değil; hızın yarattığı o yüksek sürtünmenin ruhu yavaş yavaş aşındırmasıdır.
Yavaşlamanın ve Kanaatin İyileştirici Gücü
Sürekli bir ivme ve heyecan arayışı, insanın kendi iç sessizliğiyle baş başa kalmaktan duyduğu korkunun bir tezahürüdür. Çünkü yavaşladığımız an, hazzın gürültüsü çekilir ve içimizdeki o sessiz tükenişin fısıltısını duymaya başlarız.
Oysa hikmet, hızda değil, ölçülü ve kararlı adımlardadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
"Aklıselim ve teenni (ölçülü/düşünerek hareket etmek) Allah'tan, acelecilik ise şeytandandır." (Tirmizî, Birr, 66)
buyurarak hazza dayalı kontrolsüz hıza karşı bizi uyarır. Yine İmam-ı Rabbani hazretleri, geçici hazların insan ruhunda bıraktığı tahribatı şöyle dile getirir:
"Dünyanın lezzetleri, zehirle karıştırılmış bala benzer. Lezzeti kadar zehir, tadı kadar tükeniş getirir."
Sonuç: Hazzın Kölesi Değil, Anın Şahidi Olmak
Belki de modern insanın sergileyebileceği en büyük cesaret, bu çılgınca ivmeyi kesip yavaşlamaktır. Hazzın geçici kıvılcımları yerine, teslimiyetin, kanaatin ve sükûnetin sakin ışığında kalmayı seçebilmektir.
İbn Ataullah el-İskenderî'nin buyurduğu gibi: "Seni sen yapan, elde ettiğin hazlar değil; hazlara karşı durabildiğin anlardaki iradendir."
İvmesini hazdan alan her yolculuğun son durağı ruhun tamamen tükenişidir. Ruhumuzu bu tükenişten korumanın tek yolu; hızın sarhoşluğundan sıyrılıp, zamanı hürmetle ve derinlikle yaşamaktır.