Koyun dedik size/ne güzel koydunuz bize/gece geleceğizsizebacayıaçıktutturunbize
ben yanmasam*
Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonuçlarından biri de, Yunan Ordusu'nun Anadolu içlerine doğru yaptığı ilerleme(taarruz) hedefinin tükenmesi ve bu kapsamda Yunan Ordusu'nun bundan sonraki hedefinin işgal ettiği Anadolu topraklarını elinde tutmak olmuştur ki bu hedef de 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir Körfezi'ne dökülmesiyle bitmiştir.
sen yanmasan
AK Partinin son seçim sonuçları bende bu intibahı uyandırdı. Geçen yıl %59'lara çıkarak zirveye ulaşan oyları bu seçimde %45'e düşmüştür. Ki bundan sonraki seçimlerde partinin göreceği en fazla oy oranı da budur.
biz yanmasak
Bunun tek istinası Suriye ile çıkma ihtimali olan bir savaştır. AK Parti seçmeni olur mu öyle şeyler dese de tarihi incelediğimizde birçok savaşın görünürde anlamsız nedenlerle çıktığı ve halkın hiçbir şey anlamadan kendini savaşta bulduğu aşikârdır ki buna en basit örnek Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşı'na nasıl girdiğidir. Bu arada sağ seçmence hep kötülenen ve tarihte hak ettiği değeri halkın tümünün gözünde bir türlü bulamayan rahmetli İsmet İnönü'nün de İkinci Dünya Savaşı'na Türkiye'yi sokmamak için neler yaptığını da bilip takdir etmek gerekir.
nasıl çıkacak
Erdoğan bu seçimde başarılı olmak için ta Gezi olaylarından beri ısrarla sürdürdüğü safları sıklaştırma politikasıyla kendi tabanını sıklaştırırken aynı zamanda karşı tarafında saflarını aynı derecede sıklaştırmıştır.
karanlıklar aydınlığa
Muhalefet partilerinin bu kadar yolsuzluk, özgürlüğün kısıtlanması ve tapelere rağmen oylarını istenilen seviyede artıramamasının temelinde özellikle C.H.P. ile kırsal kesim (muhafazakâr) arasında iletişimin kurulamaması önemli rol oynamıştır. Aydın kesimin kolaycılığa kaçıp halkı cahillikle suçlamasının ötesinde bu doku uyumsuzluğundaki asıl etken halkın ekonomi ile dine bakışı ile partinin bakışı arasındaki farklılıktır. Ki özgürlüğü temel prensip edilmiş olan bir partinin halkına; muhafazakâr dokunun, dini yaşayışlarının bozulmayacağını, özel yaşamlarına müdahale edilmeyeceğini anlatamaması da enerji bakanının elektrik kesintilerinin sebebini kediler olduğunu söylemesi kadar ironidir.
dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Peki, halk bu kadar yolsuzluğa nasıl gözlerini yumdu. Bence gözlerini yummadı. Aksine, bu yolsuzluğu halka kimse anlatmadı. Anlatamadı değil, anlatmadı. Peki, koparılan o kadar fırtına? Siz, fanatik bir Fenerbahçeliye Aziz Yıldırım'ın şike yaptığına inandıra bilir misiniz? Aynı şey Galatasaray için de, diğer takımlarımız içinde geçerlidir. Maalesef, herkes yolsuzluk üzerinden rant sağlamaya çalıştı. İyi de yolsuzluk yok mu? Elbette var. Ama televizyona çıkıp yolsuzluk var demekle yolsuzluk anlatılamıyor işte. Ya da internet, twitter vb. iletişim araçlarıyla. Nasıl olacak peki?
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bir kere çok iyi örgütleneceksin. Teşkilatlanacaksın. AK parti'nin dışladığı Cemaat'i sen zaten kabul etmeyeceksin. Ne demek cemaat? Sol bir parti nasıl cemaate muhtaç olur? En başta cemaatle iş birliği yaparak inandırıcılığı kaybettin. İlk başta üniversiteleri, işçileri, memurları ve son olarak da köylüyü yanına alacaksın. Diyelim ki yolsuzluğa halkın tepkisizliğinden dolayı istediğin oyu alamadın. Peki, Güneydoğudaki hezimete ne demeli. Yeri geldiğinde koskoca Atatürk'ün partisi olduğunu her fırsatta söyleyen yöneticiler Güneydoğuda alınan yüzde üç_beş oranı için ne diyecekler? Tunceli bile C.H.P. demediyse düşünülecek çok şey var demektir. Halk mağdurun yanındadır. Erdoğan'a yanına cemaati alarak yüklenmek bile halkın gözünde mağduru yaratmıştır ve Erdoğan da bunu çok iyi kullanmıştır. Bu seçim bize bir şeyi daha gösterdi ki AK parti sadece cemaat değilmiş. Bazı iller var. Mesela Adana, Kocaeli, Maraş, Sivas, Gaziantep, Hatay. Buralar emekçi kenti olmasına rağmen AK Parti'de olması ya da çok az oy farkıyla muhalefet partilerinde olması sorgulanmalı. Sol nasıl oldu da tabanından uzaklaştı bu kadar.
_ bu memleket bizim_
AK Parti'nin hizmet alanında yaptıklarının tersini düşünülse bu alanda yeni açılımlar yapılabilir. AK Partinin insanlara sağladığı maddi imkanlar göz ardı edilmeden neden bu insanların bu yardımlara muhtaç olduğu sorgulanmalı ve bu muhtaçlığın nedenleri halka anlatılmalıdır.
bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Yalnız AK parti de şunu düşünmeli. Gerilen toplum bir yerde kopacaktır. Kırılacaktır. Şunu da göz ardı etmemek gerek. Ak parti %45 oyu alırken tüm imkânlarını seferber etmiştir. Medya ve televizyonlar başta olmak üzere devletin tüm organları yasal ve yasa dışı olarak partiye hizmet etmiş, bu da yetmemiş gibi seçimlerde bazı yerlerde hile yaparak, ülke çapında aldıkları oyun yüzde oranını değiştirmese bile psikolojik üstünlük sağlayacak belediyeleri kazanmışlardır ki en başta da Ankara. Belki Ankara'yı yapılan itirazlar sonucu C.H.P. kazanacak ama yine de insan düşünmeden edemiyor Ankara gibi kültür düzeyi yüksek yerde neden sağda olan biri aday gösterilir? Demek ki sorun ne muhafazakârlık da ne de halkın cahilliğinde. Esas olan inandırıcılıkta. Bu halk Ecevit'e, Uğur Mumcu'ya inanıyorsa kendinden gördüğü içindir.
ve ipek bir halıya benzeyen toprak.
AK Parti seçmeni son seçimden sonra neden karşı tarafta olanlara size nasıl da koyduk psikolojisinde acaba? Bu kontrol edilmeyen öfke patlaması, aşağılama eylemleri neden acaba? Sonuçta kazanan taraf genelde daha sakindir. Ama AK parti seçmeni maalesef öyle değil. Çünkü liderleri üzerinden kendilerini aşağılanmış hissettikleri için çıkan oy oranı sebebiyle aşağılanmanın rövanşını aldıklarını sanıyorlar. Hâlbuki bunun temel sebebi aldıkları galibiyetin içine sinmemeleri. Onlar da akşam yattıklarında görüyorlar, onlar da çocuklarına baktıklarında görüyorlar hizmet dışında AK partinin tarafında olmadıklarına karşı davranışları ile yolsuzlukları, bakan çocuklarının para sayma makinelerini. İşte bu erozyon olmak zorunda. Bu seçimde sağduyusunu ekonomi ve hizmete yatıran seçmenlerden sağduyusunu özgürlüğe, yolsuzluğa yatırmaya başlayanların sayısı zamanla artacaktır. Yeter ki anlatılması bilinsin.
bu cehennem, bu cennet bizim
Kimse inkâr edemez. Toplum 2001 den sonra zamanla hızlanarak sağa kaydı, daha da muhafazakârlaştı, özellikle son iki yıldır kendinden olmayanı daha fazla ret etmeye başladı. Bunların sebeplerini daha önceki denemelerimde yazdığım için girmeyeceğim. Ama şu var ki bu sağa kayış merkez sağ partileri yok etti. AK Parti seçmeninin yolsuzluk dediğinizde söylediği ilk cümle kime oy vereceğiz. Sağ seçmen kolay kolay sola oy vermez. Problemin biri de bu.
kapansın el kapıları, bir daha açılmasın
M.H.P. bunun farkında. Devlet Bahçeli son seçimde merkez sağdaki seçmene seslendi. Ve partinin oyu da arttı. Hatta iki muhalefet partinin oyu AK parti'yi yakaladı ki bu da yıllardır seçeneksiz olan seçmene yeni bir seçenek sundu. Bundan sonraki süreçte sağ merkezde yeni bir parti çıkmazsa M.H.P. biraz daha merkeze kayıp oylarını artırabilir.
yok edin insanın insana kulluğunu
BDP'ye gelince. Kanımca güneydoğuda istediklerini fazlasıyla aldılar. Ama, ülke genelinde ise kazandıkları il genelinde belediye olmadığı gibi malum illerin dışında oy oranının beklentilerin çok altında kalmıştır ki bu da BDP tarafından düşünülmesi gereken konudur.
bu davet bizim
Sonuç olarak seçimde kazanan iki yüzlülük olmuştur. Riyakârlık olmuştur. Kaybeden ise dürüstlük. Ne iktidar partisi ne de muhalefet partileri dürüst davranmıştır halka. Tüm bunlara karşı halk da dürüstlük yerine hizmeti tercih etmiştir. Aydınlar, medya, gazeteciler dürüstlükte sınıfta kalmaya ısrarla devam etmişlerdir. Bu konuda söylenecek söz çok. Ama ben bu konuya derince girmeyeceğim. Söyleyeceğim hükümetçe işlerinden kovulup da muhalefete geçen o aydınlara sormak gerek. Daha önce nerdeydiniz diye? Balyoz, Ergenekon vb. davalarda siz nasıl bir aydınsınız ki sesinizi çıkarmadınız. Siz nasıl aydınsınız ki insanlar haksız yere yargılanırken ekran karşısında el çırpıyordunuz? Siz değil misiniz ki bu canavarı ellerinizle kaleminizle büyüten? Siz değil misiniz ki yasaklar arka arkaya gelirken yetmez ama evet diye sayfalar dolusu yazılar yazıp saatlerce ekran karşısında konuşan? Siz değil misiniz ki içerde yatanların çocukları ağladıkça, karıları sağa sola yardım için koşuşturdukça hem gözlerini hem de vicdanlarını yumup Boğazda yarın başbakana nasıl methiyeler düzeriz diye konuşan?
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Sonuçta koyun dedik size, ne güzel koydunuz bize...
ve bir orman gibi kardeşcesine
Kim bilir koyula koyula koymasını öğreniriz...
bu hasret bizim
....* Nazım Hikmet
ersin başeğmez 02 nisan 2014 21:04 _izmir çaysız_şekersiz ve bademsiz