Saçmaladıklarım
Kendi yörüngesinden çıkmış acılarını yargılara dökerek kimseye fark ettirmeden ötekileşti. Uzuvlarından akan sıvıya hiç aldırış etmiyordu . En çokta parmaklarının boğumundan akmak istiyordu kan. Renkler karmaşık bir hal alınca gözlerinin retinasına müdahale edip renklerini sahipsiz bir köpeğe bağışladı. Tek isteği etrafında uçan kuşların kanatlarına takılıp gökyüzünün bütünlüğünde kaybolmaktı. Oysa gökyüzünün gürültüler eşliğinde anlamsız şekilde yere aktığına şahitlik etmişti. Kaç defa sırılsıklam olmuştu bu anlamsızlık yüzünden. Buna bir anlam veremediği zamanları düşündü. Düşündükçe hafiflediğini anımsayarak midesindeki kalıntılar ağzına dökülen kelimeleri yutana kadar düşündü. . . Farkına varıyordu yavaş yavaş... Hangi vakit küle dönse yüzü, uzakta çok uzakta sönük bir volkan lavlarını saçıp, acımasız bir şekilde doğanın yeşiline tecavüz eder kalıntılarıyla gösteriş yapardı. Ne zaman ihtiraslarını mendille temizlemek istese mendil elinden kayıp Afrika'nın bozkırlarında gezen ceylanları yerdi. Etkilerinden kurtarmak için yeryüzünü hacminin geri kalan kısmını bir sente eskici adama satarak aldığı parayı gecekondunun bahçesindeki o kuyuya diledikten sonra Transilvanya dan Beyrud a açılan hava boşluğuna yaprak olarak teslim olup polen (leşti)...