Suskun çığlık
Bazen; insanın aklı, düşüncesi dursa da, yüreği izin vermiyor. İhtimal üzredir her şey ve her şey olduğundan farklıdır, zihni reddetsede kalbinin düşüncesi. Nerdedir, nasıldır, gönül düşüncesindeki hâl, O’nun senli düşüncesi midir.. hem derindir hem can acıtıcı…
Mevsimler suspus. Dağılıp duruyorum zamanın girdabında, nedenler ve niçinleri sorguya tutmadan.
Suskun bir çığlıksın, belki de kıblesi aşk intizamı varoluş. Yüreğimdeki sana olan, tutkulu adamlığımı yazıyorum, harf harf, teselli iç dökülüşümü hesapsız doruklara taşıyarak. Kendime bakmaktan korkarken ben, gönül aynandaki halime, bu çaresizliğime bakmanı düşünürdüm, üç kutsi nokta koyup içimin hârına, em olsun diye derdimin nârına..
Ben aşkının yegane emanetçisi, ben uykusuz zaman nöbetçisi, uyuyorken her dem masalsı yorgunluğum, uyuyor sensiz çağladığım şiir ahrazlığım. Ben asi rüzgâr değilim, ben gönül köşkünü yıkacak kasırga değilim, ben tutku güllerini solduracak, donduracak ayaz değilim…Ben; içime saplanan senli cümlelere mahpus kalıyorum, saçlarındaki gizemli ışıltılara tereddütsüz boynumu uzatıp, memnun bir ölümle aşklanıyorum.
Unutulabilir; tenha fikir, kederli sızı, hüzün hazzı. Unutulabilir; bahara özlem, yaza hasret, sonbahara hüzün, kışa umut. Unuttum, unutacağım, unuturum sanma senden kalan her hatırayı, varlığımdaki müzmin hâli, sensizlikle ruhumun ateş-i hârı.
Doyamadım ruhumda bıraktığın derin yara izine. Bir sözün derdime derman, bir bakışın katlime ferman. Sen; izole dünyamın ecesi, sen; sevdamın arifler dergahından çözülmeyen bilmecesi, sen; tutkumun efsunlu hecesi. Ey sarp dağların hoyrat lodosu.! Düş tarlalarımın, göğüs çeperindeki gelincik mevsimi; bir deli orman kuytusu say bizsiz geçen zamanı. Yeni baştan kur sevimizden yoksun küflenmeye mahal saatleri.
Sabrım; sadakat tablolarında silinmez renk armonisi. Korkum; sinsi barikatlarla çevrili, gammaz sûretli insancıklar sürüsü. Kentim; sensiz çok eski, çok virane, derin bir melankoli sarar biteviye sokaklarımı.
Şimdi;
ümüthanemin her köşesinde hüzünlü hatıralar, hiçbir şey yerinde durmuyor, yağlı bir kurşun gibi sıkılıp, parçalıyor şakaklarımı.
Dünya değişmedi biliyorum, düzendi değişen ,tüketen ömrümüzü. Derin bir sızı bırakır her defasında, aşklanırken beraber dinlediğimiz, her şarkı, her türkü. Goncaya hasret bir asır düşlerken, yüreğimdeki her dem senli şiirler kanayor. Uyan ukdeli rüyalardan, ey gönlümün melikesi; tüm evren ve yüreğim senin geleceğin güne muştulanıyor.
Sevgiye yazılan bütün kitapların dip notlarına kadar örgütleniyor tüm acı aşk söylemleri. Seni düşlüyorum tırnak uçlarımda kıyamet kopuyor. Her gece uykularım müebbet, rüyalarıma idam sehpaları kuruluyor.Gözlerimden akan her damla gözyaş, hayal ettiğim en büyük okyanusları boğuyor..
Yılışık yolların; gurbet habercisi gibi, muştuluyduk aşka ve tutkuya. Bir sözün ömre bedeldi.
Ki..ömürsüzdüm bu içimin en münhasır yerine çizilen, hatta, her hatayı üzerime giyebilirdim, her hatayı hataya mal ederek, yeni bir hatayı hatalara kurban etmeyerek. Dilimin ucunda sivri vuslat cümleleri,allı pullu senli rüyalara tutkundum. Umut kırıntılarına tutunmuştum, vakit’sizdim,ufalanmaya, durmuştum kimliksiz türpülenişimde, çocuksu gülümsemlerimin dudağında, masum bir çöldün, gözlerimdeki kara bulutları dağıtma niyetine..
Seni düşünen, çoğul yanımdan, yazları ezber tutuyordum sıcak mevsimlere. Tüm şemsiyeler güneştir, tüm şemsiyeler yağmur. Her damlada senin sevinle ıslanıyorum.
Buluta gölge bıraktım, gözlerinin bana seyri diye.
Sana olan hasret sancısıyla, kıldan ince boynumu, senli aşk ölümüne, memnunca uzatıyordum.
-n u r e t t i n ÖNDER