Yalakalık Kültürü
This piece was featured as the selection of the day on 18.12.2012.
Bir makama layıkıyla gelmiş kişinin yalakalara ve yalakalığa ne ihtiyacı ne de tahammülü olur.
Tdk Sözlüğü "Yalaka"yı; "1. Dalkavuk 2. Arsız, sırnaşık" olarak tarif ediyor.
Bilgiye ve yeteneğe değer vermeyen az gelişmiş toplumlara özgü bir kültürün ürünü olan yalakalara toplumun çeşitli katmanları arasında rastlamak her zaman mümkün olsa da en çok görüldükleri yerler siyaset sahnesi ve kamu sektörü / bürokrasidir.
Özel sektörde yalaka olmaz mı? Olur tabii ki, fakat burada kamudaki kadar bol görülmezler. Meslek olarak ellerinden yalakalıktan başka bir şey gelmeyen bu kişilere özel sektör patronları pek rağbet etmez. Adam dünya kadar yatırım yapmış, işletme kurmuş, üretime hiçbir katkısı bulunmayan, yalamaktan başka bir iş yapmayı beceremeyen adamı ne yapsın?
Kamuda öyle mi? Baba, dayı, parti ya da tarikat marifetiyle bir makamı işgal etmiş olan kişiler, emirlerinde, yakınlarında kendilerini pohpohlayan, yalayan tipleri görmek ister. O kişinin kuruma bir faydası varmış yokmuş onları hiç ilgilendirmez. Devlet babalarının malı değil ki bunu kafalarına taksınlar. Hem her yalakanın, her kaytarıcının yapması gereken işlerini sırtına yüklediği bir eşek(!) mutlaka bulunur kamu kurum ve kuruluşlarında.
Kimbilir kendileri de kimlere yalakalık yaparak geldikleri makamları işgal edenler o makama oturabilmek için birilerinin bir yerlerini yalamış olmaktan içten içe utanırlar belki de, kendileri koltuk sahibi olduklarında o günlerinin acısını çıkarmak isterler böylece.
İçten içe oturdukları makama layık olmadıklarının, orayı dolduramadıklarının, doldurmaya yetecek bilgiye, birikime, donanıma sahip olmadıklarının fena halde farkındadırlar. Çevrelerine doldurdukları yalakaların kendilerini pohpohlamaları sayesinde kendilerini değerliymiş gibi hissetmeye çalışırlar. Gördükleri yalakalağın dozajına bağlı olarak zamanla gerçekten böyle hissedenler bile çıkabilir.
Kamudaki çalışma hayatım boyunca birçok yalaka gördüm. Bazılarıyla aynı ortamı paylaşmak, aynı havayı solumak talihsiziğine uğradığım zamanlar oldu. Yaşını başını almış adamların/kadınların evlatları yaşındaki amirleri karşısında eğilip bükülmelerine, taklalar atmalarına şahit oldukça "Şimdi babasının/anasının bu halini çocuğu görse ne hissederdi acaba?" diye düşünmekten kendimi alamadım.
Ama "Sosyal Ortam Yalakaları" adını verdiğim bazılarının beni fazlasıyla eğlendirdiğini de söylemeliyim. Bunlar kokteyl, doğum günü partisi gibi etkinliklerde, ellerinde bardakları (Patron içki içiyorsa içki, içmiyorsa meyve suyu olur bu bardaklarda), sürekli olarak patronun çevresindedirler. Yüzlerinde yılış yılış bir gülümsemeyle patronun her söylediğini onaylar, saçma sapan da olsa ağzından çıkan herşeye, hayatlarında böyle birşeyi ilk kez duyuyormuşcasına, hayretle ve taktirle katılırlar. Patron ancak bir gerizekalının yapacağı kadar berbat bir espri yaptığında da anıra anıra gülerler. Hatta çoğu bununla da yetinmeyip, "Efendim, alemsiniz valla. Nereden de bulursunuz bu esprileri?" diye işin iyice gübresini çıkarırlar.
Peki bu yalakalar, o yalakalık yaptıkları, yağlayıp balladıkları kişilerin yanında olurlar mı her zaman? Ne gezer! Öküz öldüğü anda ortaklık bozulur. Yalakaların iltifatlarına inanıp da kendilerini bulunmaz Hint kumaşı sananların akılları koltuklarını kaybettiklerinde başlarına gelir. Ama bu sefer de çok geç olur. Yalakaları koltuğa oturan yeni kıçı yalamaya başladıklarından, kendileri de zamanında bunların gazına gelip düzgün insanları kırdıklarından, ayazda kalmış bekçi şeyi, eeee neydi? Hah, burnu gibi büzüşüp köşelerinde yapayalnız oturmak zorunda kalırlar.