Zamanın Avucundaki Emanet: Ömür ve Uyanış
İnsan, yürümeyi unuttuğu patikalarda hep kaybettiği çocukluğunu, geçip giden gençliğini ve nihayetinde asıl menzilini arayan bir gezgindir. Bir koşturmacadır tutturmuşuz; sanki dünya sonsuz, sanki ölüm sadece başkalarının kapısını çalan uzak bir misafir. Oysa akıp giden zaman, avucumuzda tutmaya çalıştığımız bir avuç kum gibi parmaklarımızın arasından sessizce süzülüyor. Her batan güneş ömür takviminden bir yaprak daha koparırken, geriye sadece ruhun derinliklerinde yankılanan o fısıltı kalıyor: "Nereye bu gidiş?"
Bize bahşedilen bu hayat, rengarenk çiçeklerle bezeli bir bahar gibi başlar. Gözümüzü kamaştıran dünya nimetleri, nefsin o tatlı ama aldatıcı uykusuyla birleştiğinde, insan kendini bir rüyanın kollarına bırakıverir. Gurur, kibir, bitmek bilmeyen hırslar... Çağların en büyük putu olan nefis, bizi kendi fıtratımızdan uzaklaştırırken sessizce fısıldar: "Daha vaktin var." Oysa ne büyük bir aldanıştır bu! Kaç kış uykusundan uyanmıştır doğa da, insan bir türlü uyanamaz kendi kalbinin gafletinden. Her bahar bir diriliş muştusuyken, her dökülen yaprak aslında yolun sonunu hatırlatan sessiz bir mekteptir.
Asıl mesele, bu vefasız dünyanın serhoşluğundan sıyrılıp "Sessiz Mektebin" yolcusu olduğunu idrak edebilmektir. Kul, ne zaman ki başını secdede bulur, ne zaman ki seherlerde gözyaşlarıyla bir istiğfar eyler, işte o an kalbinde gerçek bir ferahlık başlar. Çünkü bilir ki, bu dünya bir gurbet yurdudur ve gurbette olanın gözü hep sılada, hep asıl vatandadır. Ravda’nın kokusunu özleyen, Medine gülüyle avunan, dertlerine dermanı ancak Ulu Yaratan’ın dergahında arayan bir gönül için dünya yükü hafifler. O zaman kara günler kararıp kalmaz; ilahi adaletin mizanına inanan bir ruh, sabrın selametiyle kuşanır.
İncitmeme üzerine kurulmalıdır bu yürüyüş; ne bir canı, ne bir kalbi. Niyet hayır olduğunda akıbetin de hayır olacağını bilerek, ekmeğe nimete, doğaya hürmet ederek yürümeli bu yolları. Bir gün gelip de dönüşü olmayan o yolculuk başladığında, kabirde ilk geceyle yüzleştiğimizde bizi kurtaracak olan ne malımız olacak ne de makamımız. Yanımıza alabileceğimiz tek azık; samimi bir niyet, zikirle huzur bulmuş bir kalp ve arkamızda bıraktığımız güzel bir ahlak olacaktır.
Uyan ey gönül, ömür bir rüya gibidir ve her rüya elbet bir sabah uyanışıyla son bulur. Yolumuz bir, davamız bir olsun; adımlarımız bizi fıtrata, aşka ve O’na götürsün. Hoş geldin diyebilmek için o son menzile, bugün heybemizi sevgiyle, şükürle ve secdeyle doldurma vaktidir.