Gözlerindeki Uçurum
Kaybettiğim sen değil, kendimmişim.
Gözlerindeki uçuruma bakarken
düşmekten hiç korkmadım.
Çünkü ben seni severken,
kendimden çoktan vazgeçmiştim.
Sana öyle bir inanmıştım ki,
gidebileceğin ihtimalini bile
kendime yakıştıramamıştım.
İnsan sevdiği birinin yarım bırakacağına
inanmak istemiyor.
Hele ki o insan için
gecelerini, gururunu, sabrını,
kalbinin en güzel yerlerini vermişse…
Ben de inanmadım.
Senin bir gün dönüp
arkana bile bakmadan gideceğini,
beni yarım bırakıp
hayatına kaldığın yerden
devam edeceğini düşünmedim.
Gittin.
Öyle bir gittin ki,
ardında ne bir açıklama bıraktın
ne de tutunacak bir cümle.
Sanki yaşadığımız onca şey
hiç yaşanmamış gibi…
Sanki ben senin hayatından geçen
sıradan biriydim.
Oysa sen benim hayatımın
en derin yerine dokunmuştun.
Ben seni sadece sevmedim;
Sana güvendim.
Sana kendimi açtım.
En kırgın taraflarımı,
kimseye göstermediğim yaralarımı,
sustuğum geceleri,
içimde büyüttüğüm korkuları
sana emanet etmiştim.
Sen ise bütün bunları alıp,
tam da en savunmasız olduğum yerde
beni yarı yolda bıraktın.
Biliyor musun,
insanın canını en çok terk edilmek yakmıyor.
Asıl acıtan,
kendine sorduğu şu soru oluyor:
“Ben nerede eksiktim?”
Günlerce bunu düşündüm.
Söylediğim bir sözde mi hata vardı,
fazla mı sevdim,
fazla mı güvendim,
seni kaybetmemek için
kendimden fazla mı verdim diye düşündüm.
Sonra anladım ki
mesele benim eksikliğim değildi.
Sen, benim verdiğim sevginin ağırlığını
taşıyacak kadar güçlü değildin.
Şimdi bana
“neden hâlâ kırgınsın?” deseler,
anlatamam.
Çünkü bazı kırgınlıkların adı yoktur.
İnsan bazen birine kızdığı için değil,
o kişiye verdiği değerin karşılığını göremediği için susar.
Ben de sustum.
Çünkü artık sana anlatacak bir şeyim kalmadı.
Söylesem ne değişecek?
Sen yine kendince haklı olacaksın,
ben yine içimde kalanları
anlatmaya çalışacağım.
O yüzden sustum.
Ama sakın bu sessizliği
affetmek sanma.
Ben seni affetmekten çok,
senden vazgeçmeyi öğrendim.
Eskiden gözlerindeki o uçuruma bakıp
düşmekten korkmazdım.
Şimdi aynı gözlere baksam,
orada kendimi değil,
kaybettiğim zamanı görürüm.
Çünkü ben sana bakarken
kendimden vaz geçtim.
Senin bir “kal” demene
ömrümü verecek kadar severken,
sen gitmeyi seçtin.
Şimdi git.
Ama giderken
benden aldığın hiçbir şeyi geri getirme.
Çünkü ben artık onları istemiyorum.
Senden kalan acıyı bile
kendim iyileştirdim.
Geceleri içime çöken o boşluğu
kendim taşıdım.
Kimseye anlatmadan,
kimseye belli etmeden
ayağa kalktım.
Sen beni yarı yolda bıraktığında
ben o yolun ortasında kaldım sanıyordun belki.
Hayır.
Ben orada yeniden doğdum.
Artık kimseye
seni sevdiğim gibi bakmayacağım belki.
Çünkü insan bazı insanlardan sonra
eskisi gibi sevemiyor.
Ama bu benim kaybım değil.
Sen, seni gerçekten seven birini kaybettin.
Ben ise beni yarı yolda bırakan birini…
Aradaki farkı
zaman gösterecek.
Bir gün belki aklına gelirim.
Bir şarkının ortasında,
hiç beklemediğin bir gecede,
kalabalığın içinde birinin bakışında
beni hatırlarsın.
O zaman belki “Keşke” dersin.
Belki beni merak edersin.
Belki hayatımda biri var mı diye düşünürsün.
Ama bil ki o gün geldiğinde
ben artık seni bekleyen biri olmayacağım.
Çünkü bazı insanlar
hayatımızdan çıkınca değil,
içimizden çıkınca gerçekten gider.
Sen benden çoktan gittin.
Sadece ben bunu kabul etmek için
biraz geç kaldım.
Ve şimdi gözlerindeki uçuruma bakmıyorum.
Çünkü ben artık düşmek istemiyorum.
Bir kere kırılan kalbimi,
aynı insanın ellerine
bir daha bırakacak kadar aptal değilim.
Seni sevdim.
Hem de canımı acıtacak kadar.
Ama artık seni sevmek değil,
kendimi sevmek zorundayım.
Sen beni yarı yolda bıraktın.
Ben ise o yoldan
tek başıma yürüyüp çıktım.
Arkamdan bakıp bakmadığını bilmiyorum.
Ama ben artık
arkama bakmıyorum.