Saklı Oda Günlükleri
Uzaktan makus talihimin yazgısını,
Seyretmek güzeldi desem,
Yalan olurdu..
Saklı oda günlüklerim,
Eski zaman sandıklarına sığar desem,
O da yalan olurdu;
Hangi sandık taşır içimde çürüyen yılları?
Bazı kaderler uzaktan insanın içine çöker,
Koynumda biriktirdiğim suskunluk,
Paslı anahtarlar gibi avuçlarımda,
Her çevrilişinde başka bir kapı açar,
Sanma ki başka bir yara kapanır,
Geçmiş dediğin,
Unutulmuş bir eşya değilmiş meğerse;
İnsanın kendine sakladığı en ağır emanetmiş...
Kırık dökük heveslerim homurdanırken gecenin ayazında,
Alaşağı edildiğim dünlerde teselli buldum, Kendi enkazımda..
Sıvasız evlerden bakınca hayat daha çıplak görünür,
Duvarların çatlağından sızan ışıklar bile yetim ve mahcup,
Her körpe çığlıkta biraz daha eskidi içimdeki çocuk,
Çabuk geçer sanmıştım;
Bazı acılar geçmezmiş hâlbuki,
Kimi zaman bir koku olur,
Kimi zaman bir kapı gıcırtısı,
Kimi zaman da hiç kimsenin bilmediği,
Bir gecede yeniden kanarmış...
Karanfil kokulu kuytularda sakladım kendimi,
Mazinin küflü çekmecesindeki sararmış fotoğraflar arasında..
Bir yüz aradım yıllarca,
Kendime benzeyen,
Bulduğum her yüzde,
Biraz daha kayboldum,
Zaman;
Eşyaların tozunu değil,
İnsanın sesini biriktiriyormuş,
Bunu geç öğrendim,
Erken sustum..
Şimdi hangi çekmeceyi açsam,
İçimden bir mevsim düşüyor,
Ve hiçbir mevsim,
Düştüğü yerden kalkmıyor...
Zillerime basıp basıp kaçıyor,
İçimdeki yarım kalmış çocuk,
Gözlerimdeki nemli hatıralar boncuk boncuk,
Kapı önlerimde de nedense kimse yok!
Yalnızca duvarlarda büyümüş gölgeler ve biraz toz,
Dizlerimde dünün yarası,
Gözlerimde taze bahar dalları;
Bir yanım hâlâ düşmekte,
Bir yanımsa kalkmaya çalışmakta,
İnsan büyüdükçe iyileşmiyor her zaman;
Bazı yaralar yalnızca daha iyi saklanıyor...
Saklı odamın duvarlarında asılı,
Bütün susuşlarım,
Çivileri paslanmış,
Çerçeveleri kırık,
Yüzleri yarım..
Kimse bilmez!
Hangi gecenin içinden çıktığımı,
Hangi sabahı uykusuz karşıladığımı,
Biriktirdiğim her şey avucumda kaldı:
Birkaç sararmış cümle,
Bir avuç kül,
Bir de adı konmamış sızım,
Gidenler kapıyı kapattı,
Ben içeride kaldım;
Hala ıssızım..
Şimdi o günlüklere dokunmaya korkuyorum,
Çünkü her sayfa,
Unuttuğumu sandığım beni çağırıyor,
Mürekkebi kurumuş cümlelerin altında,
Hâlâ canlı bir nabız,
Yaslı bir çocuğun avuçlarında,
Hâlâ kırılmamış bir gökyüzü,
Belki hayat dediğimiz,
Saklayabildiğimiz kadar değil;
Unutamadığımız kadar bize ait,
Ben hâlâ o odanın eşiğinde,
Kendime dönemeden duruyorum;
Kapı aralık,
Çocuk içeride,
Anahtarsa bende değil...