Aynı Farklılıklar
This piece was featured as the selection of the day on 24.03.2022.
’’Söz verdiğim yerdeyim aynı, aynı liman, aynı vapurlar ; kadınlı erkekli ve çocuklu yolcular…
Aynı gemiler hınca hınç gurbet yüklü..
Aynı ayrılık işte, aynı hüzün, aynı yol ayrımı; beni sana ya da hiçe çıkaran ve aynı bekleyiş yoldan geçenleri.
Aynı işe gidiyorum aynı yoldan, aynı eğik u dönüşü yasak, tabelanın önünden geçiyorum ..
Üzülüyor serçeler, can sıkıntısı günlerime ; aynı kaldırımı adımlayıp boyası dökülen kepengi kaldırışıma.
Her gün kuşandığım önlük, alışkanlıkla bulduğum sebzeler baharatlar ,maharetle gözünü oyduğum kelle bile aynı.’’
Kıyıda duran yalnız balıkçı için farklıydı. Sessizce oturup akşama kadar büstünü kurduğu sandalye kırığında denize atılı bir olta tutardı. Feri kaçmış gözleri ile ak denizin ılık köpüklerine bakışlarını yaslayıp düşünürdü.
Taşucu iskelesine bağlı balıkçı tekneleri her gün sabahın erken saatinde rast gele deyip dümeni kırardı.
Göksu’nun döküldüğü deltanın sazlığından külrengi balıkçıllar havalanırdı, kanadının sesinden anlardı aç mı tok mu, bu gün hava yağacak mı, Delice ama gerçek olurdu zihninin yansımaları, bir sağanak tuttururdu öğle sonu.
Balıkçılar iri kıyım küfürlerle dönerdi kıyıya bu vakitlerde.
Ağları yarım olurdu yarım kalan sarma tütünleri gibi.
İhtiyarın yarım kovayı geçen balığına sırnaşık bir bakış fırlatıp
‘babo yattığın yerden yağıyor valla, aran iyi yukarıdakiyle vesselam’ Balıkçı ağarmış sakalını sıvazlayıp bir eliyle işine bak dercesine selamını alırdı.
Kıbrıs’a kalkan vapura bir gün bir bölük asker binerdi bavulları özlem tıka basa ertesi gün on kadar üniversiteli, kanları deli başı kavak yeli fıkır fıkır.
Bu gün de 25 yaşlarında bir genç gelip oturdu, dağın yörüklerinden besbelli, yağız teni pos bıyıkları ile efkarla iç çekiyordu geride bıraktıklarına. Sol yanında tuttuğu curasından belliydi. Sazendeliğe gidiyordu.
Belli ki ilk gidişi bakışları hala süt kokuyordu. Kekik kokulu, keklik avazlıydı henüz.
İç geçirdi Balıkçı cırlak martıyı kışkışlayan bakışla; önce dilin yavanlaşacak kekre bir tat oturacak.
Sonra gözlerindeki meltem dağılacak neon ışıklarla, koynun pörsüyecek, o gizlediğin hasret gün olacak tırmalayacak yüreğini de bir kaşık suda boğacaksın.
Dün de iki sevgili oturdu şuraya.
Çok şey yaşamışlar, ortada bir pamuk ipliği. Önce kim koparacak kimin üzerine kalacak bu vebal, ayrılığı kim sırtlayacak. Hesabını kör talihe kesmek de vardı. Kısmeti kadere bağlatmak da.
Böyle zamanlarda vakur kadınlar sakin olur. Seven erkek de sigara ezer parmaklarında gergin, ve darbe kesiği kadından gelir ; hoşça kal!
Erkek afallasa da onurlu olan olmuştur. Bedbaht fakat afili bir hikaye ona kalmıştır. Gidenin hoyratlığına ha-fifliğine sövecek şiirler şimdi dedi Balıkçı. Oysa bilmezler ki giden pamuk ipliğine tutulu kalmıştır köprünün korkuluklarında, ölmeye bir adım yakın.
Her gün bir kadın beklerdi az uzağındaki bankın kıyısında.
Aslında bekler hali de yoktu. Bir kitap koltuğunda peşinde üç beş kedi elinde çay termosu.
Balıkçı aslınsa en çok onu beklerdi her gün.
Bir gün karalar giyerdi,eli koynunda olurdu o gün.
Saatlerce uzaklara Beşparmak dağlarının siluetine dalar dururdu. İhtiyar somurturdu yağmur yağacak yine derdi içinden.
Çayı da yok elleri üşür şimdi, kediler de gelmemiş. Olsalardı, onları severken yüzü aydınlanırdı, gelincik tarlası gibi gülüşü vardı.
Yağmur çiselemeye başlardı ve giderdi kadın.
Bir gün beyaz yün hırka, lacivert etek üstüne gri kazakla gelirdi.
Kulaklık takardı elindeki deftere saatlerce yazar, meramını döken insanlara has o yorgunlukla başını oğustururdu. Çayını soğuturdu o vakit, bir seferde içerdi fincanı.
İçinden tebessüm ederdi balıkçı;
sen ne gördün de yazarsın a kuzu, büyük mü sanırsın dertlerini,
o kibar kalemin, krem kokan ellerin neyin sızısını sürer sayfalara…
O gün güneş olurdu ,simitçi geçerdi, okuldan kaçan aylak delikanlılar balıkları ürkütürdü.
Olsun derdi bu gün ayrı güzel ne yazdı kim bilir.
Şu aşcı da yine fıtığından şikayetçi. Az dikkat edince sol ayağını çekerek yürüyordu.
Kapıda kasap çocukla ağız kavgası yapmıştı; niye getirmemiş her günkü kelle paçaları, inek değil koyun istemişmiş. Kasap çocuk kara kıvırcık başını karıştırıp ’’valla usta acil kestik bunları bu gün başka kesim yok.’’
Çocuk dönüp giderken iki elini çattık der gibi havaya kaldırıp ya sabır çekip tezgahın başına geçecekti. Bu gün paça çorbası yavan olacaktı ama elinden gelen yoktu.
Domatesler ile sarımsaklar da her gün aldığı değildi. Bismillah deyip çorbaya girişti, içinden ayyaş köftehorlar damlar şimdi çorba bulamazsa söylenip dururlar, dedi
Balıkçı yandaki boş banka bakıp gözlerini ışıttı denize doğru ; papatyalar kuşanıp gel de bir selamını alayım, iki kahve alırsın Marika’dan, biri sana biri bana, cebinde nane şekerleri.
Bir elinde hanımelleri buram buram. O gün güler söylersin , balıkçılar dolu gelir, martılar uyuklar rehavetten, benim kova boş ama olsun, gönlüm dolar ıtır sardunyalar ile, ihtiyarlık saltanatı kalkar bir an olsun omuzlarımdan.
Çok eskilerden bir sızı çözülür çam yeşili çağlayan gözlerinden
// Sevgili Rutinim Rutin’ e İthaf :) //