hırsın hırsızlığı
İnsanoğlu nefsine yenik düştüğü vakit hiçbir şey onu durduramaz. Hem öyle ki gözü başkasını görmez, kilitlendiği hedefi başaracaksa bile hırsına yenik düşer.
Tıpkı Chie Young gibi. Chie; 28 yaşında, Kung-Fu meraklısı bir gençti. Kısa boylu, düz ve uzun saçları olan Chie, Çin Halkı'nın genel özelliklerini yansıtıyordu. Çekik gözlerinin ardındaki sinsi bakışları masum yüzüne hainlik katıyordu. Buna rağmen duruşu ile güven veriyor, konuşmasıyla otoritesini sağlıyordu. Ailesini çok küçük yaşlarda kaybetti. Bu sebeple hayatı yurtlarda ve çocuk esirgeme kurumlarında geçti. Çok yalnız büyüdü. Dayanak olarak kendine Kung-Fu'yu seçti ve kendini iyiden iyiye geliştirdi. Her türlü kitabı okudu, her türlü antrenmanı yaptı. Uzun süredir büyük üstat Şito'nun yanında eğitim görüyordu. Öğrencilerin arasında belki de en iyisi oydu ama küçük yaşta çok itilip kakıldığı için bu alanda her ne olursa olsun dünyada birinci olmak istiyordu. Kendince; kendini böyle kanıtlayacak, çok büyük saygınlığa ulaşacaktı.
İnsanoğlunun evrende yapamayacağı şey yoktur. Onu yüreklendirmek, Ferhat gibi dağları delmesine, Mecnun gibi beklemeyi bilmesine yeter de artar.
Chie bunların hepsini göze almaya razıydı. Çocukken okumaya başladığı kitapları elinden düşürmüyordu. 13 yaşındaydı ve arka bahçede kendi kendine oynayan dilsiz bir kızın altı kişi tarafından tartaklanması ağrına gitti. Hızla aşağı indi, elindeki kitabı bırakmamıştı bile. Küçük bedeniyle avazı çıktığı kadar bağırdı.
Chie : 'Hey!'
Çocuklar döndü. Küçük kızın elindeki rengârenk şekeri almaya çalışıyorlardı, bir anda bırakıverdiler. Chie'in önünde durdular ve gülmeye başladılar. Chie, çocuklardan oldukça kısa kalıyordu. Biraz bekleşmeden sonra kitaptan öğrendiği tekniği birine uyguladı. İşlemedi bile. Kendini yerde buldu ve her taraftan tekmelemeye başladılar. Birisi elindeki kitabı gördü : 'Budist Kung-Fu'su demek' güldü, devam etti : ' Sen hiç adam öldürdün mü ufaklık?' dedi. Kahkahalarla gülerek Chie'in üzerine işediler ve yurda doğru koşarak kaçtılar. Ağzı, yüzü kan, üzeri pislik içinde kalmıştı. Kendinden çok utandı. O günden beride içindeki hırsı büyüdü, büyüdü, büyüdü.
Şito dersi bitirdiğinde yanına geldi. Tereddütlü bakıyordu ama kararlıydı. Her zamanki gibi konuşmakta geç kaldı Chie. Şito anlayışlı yaklaşarak : 'Söyle evlat. Sana yardımcı olabilecek miyim?' dedi. Chie bu durumda konuşmak zorunda hissetti kendini. Kafasını öne eğdi ve : ' Usta Şito. Sizce ben bu işte ne kadar iyiyim?'
Şito : ' Oldukça iyisin evlat. Ama bazı eksikliklerini gidermek gerek.' Chie : 'Ben dünyada tek olmak istiyorum. Bana yol gösterir misiniz?' Şito durdu. Kafasını sağa sola salladı. Konuşmayacaktı, nedense konuşmak istedi. Şito : 'İmkansız sayılır. Büyük bir arzuyla ben de yola çıktım. Ama sonunda yapılması gereken şeyi beceremedim.' Chie : 'Neyi?' Şito : 'Boş ver.' dedi. Chie'in gözlerindeki aşkı gördü, hırsını hissetti ve gençliğini düşündü. Şito : ' Gerçekten istiyor musun? Gözlerime bak.'dedi. Chie o kadar içtendi ki : 'Evet efendim. Belki çok saçma ama büyük bir arzuyla istiyorum.'
Şito bu konuyu çok uzun düşündü. Karar verdiğinde hayatının sonuna geldiğinin farkına vardı. Bu tarihe kadar sayısız öğrenci yetiştirdi ama kimse bu tutkuya kapılmamıştı. Yapacaklarını günlerce anlattı. Chie bunların hepsini yazdı. Büyük üstadın yerini iyice dinledi ve haritasını çizdi. İki dağın arasındaki mağarayı bulacaktı. Kafasında kurdu, kurdu. Büyük üstat o mağarada ne arıyordu? 92 yaşında ama 18'inden hiçbir şey kaybetmemiş Yahoma Kahe işte o mağaradaydı. İnsan içine çıkmadı büyük üstat. 60 yılı aşkın mağarada hayatını sürdürdü. Çünkü o da hırsına yenik düşmüştü.
Her şeyini hazırladıktan sonra yola çıktı Chie. Sekiz gün yürüdü ve mağarayı buldu sonunda. Çok yoruldu. Mağaranın önüne geldi. Biraz soluklandı. İçi içine sığmıyordu. İçeriye bağırdı, ses gelmedi. Tekrar bağırdı yine ses çıkmadı. Umutsuzluğa kapılarak son kez bağırdı ve büyük üstat Yahoma içerden yavaş adımlarla çıktı. Çok yaşlıydı. Mağarada yaşamasının sebebi ustasını öldürmüş olmasıydı. Bu da tüm saygınlığını sona erdirdi zaten. Bir kayanın üzerine oturdu ve yerdeki yeşil otları sevmeye başladı. Chie kendini tanıtmaya geçti. Okuduğu kitapları, yaptığı antrenmanları anlattı, içindekileri bir bir döktü. Zannediyordu ki adam ona tüm bildiklerini anlatacak, gülümseyerek : 'Sen zaten usta olmuşsun.' diyecekti ama tam tersine yüzüne bile bakmadı. Yahoma biraz durdu ve : 'Hiç adam öldürdün mü evlat?' dedi.
Chie : 'Hayır ama gerekiyorsa yaparım.' diye cevap verdi. Yahoma : 'Şimdi git. Geldiğinde hapis hayatını, insanlara hapse mahkûm birinin gözünden bakmayı öğrenmiş ol.' Chie : 'Tamam. Tüm dediklerinizi uygulayacağım.' dedi.
Şito'nun yanına geldi ve olanları anlattı. Kendisinden yardım istedi. Şito içinden gelmeyerek yardımcı olmaya çalıştı. İki sene çalıştı. Şito'nun evinden bir sene boyunca adımını dışarıya atmadı ve kendini bir odaya kilitleyerek hapis hayatı yaşadı. İkinci sene dışarıya çıktığında mahkûmiyetten kurtulan özgür bir kuş gibiydi. Zaman kaybetmeden Yahoma'nın yanına yeniden gitti. Adam onu hiç unutmamıştı. Chie yaptıklarını anlattı. Adam gülümseyerek yaklaştı. Chie iyi yolda olduğunu hissetti ve bu yolda bir merdiven daha çıktığına inanıyordu. En azından kendini böyle avutuyordu.
Chie : 'Şimdi ne yapmam gerek üstat Yahoma?' dedi. Yahoma : 'Kedi gibi çevik olmalısın. Tüm zorluklara dayanmalısın.' dedi ve içeriye girdi.
Chie tekrar Şito'nun yanına gitti ve üç yıl çalıştı. Bunun üzerine çelik gibi sert, kedi gibi çevikliği yakalamıştı.
Yola çıktı. Önceden sekiz günde gittiği yolu üç günde gitti. Yahoma onu büyük umutlarla karşıladı. Chie yaptıklarını yine anlattı. Yahoma fazla uzatmadan : 'Hocanı öldürdüğün an dünyadaki tek büyük üstat sen olacaksın evlat. Bil ki o zaman ne ben ne de hocan kalacak?' dedi. Çünkü Budist Kung-Fu anlayışına göre hocanı öldürdüğün andan itibaren en büyük üstat sen olursun. Böylece büyük üstat yerini sana devreder ve onun hayatı da burada sona erer. Sonunda saygınlığın kaybolur ve mahkûm hayatı yaşarsın. Chie korkarak : 'Peki ama nasıl yaparım?' dedi. Yahoma kafasını sallayarak içeri girdi.
Chie Şito'nun evine döndü. Olanları anlattı. Şito tedirgin oldu. Kendi yapamadığını öğrencisi mi yapacaktı? Kılıçları gösterdi ve geniş bir alanda Chie ile dövüşmeye başladılar. İkisi de sağlamdı, yedi saat dövüştükten sonra Chie kılıcıyla Şito'yu yere yıktı ve boğazına tuttu. Gözlerini kapattı, kılıcı Şito'nun boğazına sapladı. Kılıcı yere attı ve ağlayarak Yahoma'nın yanına gitti. Bağırdı, bağırdı kimse çıkmadı mağaradan. İçeri girdi, Yahoma da ölmüş yerde yatıyordu. Yaşadığı yere geri geldiğinde yuhalandı, aşağılandı, Yahoma gibi saygınlığını yitirdi. Çünkü o; üstatlığı reddeden, kendini öğrencilerine adayan Şito'yu öldürmüştü.
O günden sonra Chie hayatının geriye kalan kısmını Yahoma gibi insan içine çıkamayarak yaşadı. Beş sene boyunca Yahoma'nın yaptırdığı antrenmanların sebebini anlamakta geç kalmadı. Hırsı onu buralara getirdi. Pek yaşantısı kalmadı zaten. Belki uzun yıllar sonra bir Chie daha çıkacaktı ve o da ustasını öldürüp büyük üstat olacaktı. Böylece o da hayatının sonuna bu şekilde gelecekti.