Kekikçi Kadın
Kekikçi kadın oturdu kör ayyaşın önüne
- deli Kadir dedi. Gitti. Kolunu kanadını kırdılar ama gitti.
Ayyaş titredi yığıldı kaldı. - Anlatsana dedi. Nasıldı? Kekikçi kadın ince cızlak sesini durulayıp:
-bir bilsen dedi .
Her sabah yoluna beyaz gül koyardı adam. Tuzak kurmaya mahir. Kimseler görmezdi. Gören olsaydı tutardım onu, lakin seyrettim. Gecenin faili meçhul sabahı o sokakta cinayet kurguluyordu.
Kız Soylu caddesine ilkbahar gibi süzülürken , esnaf gençler kıkırdanıp aralık yol veriyordu, saçlarının menekşe kokusunu içine çekip.
Elinde elma olurdu hep, başta dedim ki pek fettan, lakin bir hüthüt sevdi korktum o incelikten, sanki karşıda bir bekleyeni var gibi ,ona koşar gibi sokağa yabancı.
Ergenler iç çekip başka sefere diyordu.
Kızın bir sevdiği vardı -ya da dünyalığı- ne eli elinde ne dizi dizinde, ne de ürperten cümleler kuran, her sabah kalplerini emanet edip dut ağacının altından biri okula diğeri demirci ocağına yollanırdı.
Güzel değildi aslında ,serçe kadar çelimsiz ve sıradan, lakin başkaydı böyle yaşayanı böyle akanı duyulmadı hiç, nisyan ehlinin damarına.
Sevgili olduklarına vehmetti şu rezil hilebaz: şu gülleri askıya çıkaran önüne geçip türlü yemişler seren,
Evvel aldandı sandım, kondu mu ki gönlü?
Sana diyeyim üç gün, ya da yedi gün oldu, ala gözlü oğlanı vurmuşlar ...
Ayyaş bir emare daha gösterip elini ısırdı kanattı, inledi.
-Nasıl?
-Gözlerinin yeşili göğerdi ,nasıl kimsesiz öldü bilsen, kız ne tek kelime etti ne de veda etti. Ağladı sadece dut ağacının altında, çığırdım, dokunmaya kıyamadım,
-Kekik yağım var kekik sabunum var , kekik çayım var...
O murdar sefil herkese anlattı, biri bine kattı, nasıl güldüler arkasından; avının soğumasını bekleyen çakallar , birbirlerine bakıp övündüler, --ne kokusu kalmıştı ne de gülüşü--
Kız bu kez tabuttan adımlarla geçti. Elmacık kemiği diken gibi başı yukarda, gözü bulutta dokunsan yağdı yağacak. Yine de sormadım halini, yanımdan geçti. Mahcup avuçlarından saçıldı beyaz güller,
- Sen şahitsin sana emanet.
Kadın tükürdü yere, - Nasıl tutulmuş bilsen nasıl? Ben nasıl görmedim aldandığını?
Sonra herkes muradına nail ve yine herkes sahib-i edep, hor gördüler ;
Esnafın gençleri dışarı çıkmaya tenezzül bile etmedi.
Bir berber İspirto döktü avucuna içine çekip - Ulan değer miydi şu gençliğini harcamaya.- Fail bulunmuştu.-
Kız herkese her şeye , kaldırım taşlarına kadar, Asma Altı lokantasına, en az günahkarına; Aziz Ustaya bile veda etti.
Demirci çocuk çoktan kurda çıyana yem olmuştu. 52. gecenin sabahıydı o gün.
Bir kimlik aldı eline göğsüne bastırdı. Kapattı nüfus kayıt defterini. Mühürle dedi- medeni halimi ,ikamet adresimi, doğum yerimi-Kayıttan düş beni.-
O senin Horasanlı geldi, derviş: Bir tasta şerbet verdi aldı koluna kızı ,
-
Kız rüyalardaydı.Dervişin kalk tövbeni kuşan dediğini duydu. Yol seni bekler, kapandı secdeye : Ya Rabbi pişmanım!-
Derviş çağlar ötesinden heybesini atıp omzuna düştüler yola bir gece vakti. -
Kimsenin bilmediği bir ihtiyar, istasyonda iki makas arasında kaldı. Ne gidebildi ne kalabildi. Telgraf direklerinde kaldı ölümünün el ilanı-
Yer orta denizi tuzlu ve köpük köpük, derviş uzan dedi adap üzere. Kız elleriyle işlediği keten elbisesinin turkuaz taşlarına kadar ışığa gömüldü. Sağ avucunun içine alıp yüzünün sağını, gözlerinden yaşlar inciler sen ne dersen o, kavuştu dalgalara. Bir yosun dolanıp kınaladı ellerinin beyazını.
Derviş
- Uyu dedi, uyanacaksın Maveraünnehir Sultanının dergahında
-eteklerinde Tanrı dağlarının ve koynunda Sir'i deryanın.-
Yakamozlar taç yaptı menekşe kokulu saçlarına,derviş selametledi ağca tenini, tövbesi titreyerek.
-Uzaktan bakıp ağlıyordu, tütün kokan sakalının derinlerine, telgraf direğindeki yapışkan el ilanındaki ölü:
-Güle güle yabani aşekam , çeşminazım , kadir kıymet bilenim, yokluğu ayazım güle güle-
Ve şehirden bir daha menekşe kokusu gelmedi, zakkumlar serpildi dal budak . Kekikçi kadın ağlayan ayyaşı da alıp kayboldu Soylu caddesinin kıyısında. Olay yeri, kriminal, hepsi sarı bantlara sorup duruyordu, Cinayeti kim işledi?