Nereden Başlayacağını Bilmemek
Acaba gerçekten bir yerlerden başlayabiliyor muyuz? Yoksa daha önce başladığımız ya da başlanılan bir ortamda ya da bir durumun içerisinde mi buluyoruz kendimizi. aslında başlamak belirsiz bir zamanda belirsiz bir yerde bin başka bir şey şeye ad koymaktan başka bir şey değil bence. Ya da bilinmeyen bir zamanı bilinmeyen bir şeyle bilinir hale getirmek. İki eksinin bir artıya dönüşü matematiğin kuralı da böyle değil midir ki. Zaman belirsizdir bir gece vardır birde de gündüz. Ya da gece veya gündüz kavramları var mıdır önce omu sorgulamak mı lazım. Çünkü güneş ve dünyanın dansçı diğer gezegenlerinse orkestra ve seyirci olarak meydana gelen ve de dünyayla güneşin aheste dansından başka bir şey değildir geceyle gündüz kavramları. O halde geceyle gündüz kavramları sadece isimden ibarettir. Asıl olansa orada meydana gelen olaydır durumdur. Mekân, evet evet mekân için bir başlangıç noktası seçtik mi mesela. Mekân ayarlayabildik mi acaba kendimize yeni bir başlangıç için ya da başlanılmışlar için. O an için hangi mekânda olacağımıza nasıl karar veriyoruz. Ve verdiğimiz karara uyup o anki zaman dilimi içinde dilediğimiz mekânda oluyor muyuz? Bu kesişim noktasını hangimiz gerçekleştirdik. Ya da hangimizin kimin zamanına göre, kime neye göre yaptık bunu. Mesela yazmaya başladım. Zaman belirsizdi mekân belirsizdi. Yazacağım konu, kelem, kâğıt, masa, sandalye, oda... Hangisiyle nerede ne zaman başladım belirsizdi ve yazdım oldubitti. Geçmiş oldu belirli oldu. Yeni bir soru ya da gelmek istediğim sormak istediğim soru: Her şeye başlayabilir miyiz? Birkaç kavram sıralayalım şimdi başlamak istediğimiz. Mesela yürümek, okumak, yemek yemek, dans etmek, müzik dinlemek, gülümsemek, konuşmak ve daha bitmek tükenmek bilmeyen birçok şey. Şöyle ki şu saatte şu dakikada şu saniyede şu kitabın şu sayfasını şu hızda şu sandalyede şu masada şu konumda şu odada okuyacağım deriz ve beklide bunu başarabiliriz de. Peki ya başlayamadıklarımız: özlemek mesela, hissetme bir şeyler için bir şeye. Peki ya âşık olmak, sevmek. Hangi insan âşık olmaya başlayabilir. Ya da uğruna ölesiye sevmeye kim nerde ne zaman başlayabilir. Kim başarabilir bu duyguları istediği zaman diliminde istediği yerde hissetmeyi, sadece başlanılmışı hisseder değil mi. Başlamak dedikte aklıma geldi aşk başı sonu olmayan bir zaman dilimi. Ya da bir kuyu ki ya o kuyuda ömür boyu kalırsın ya da kuyu seni dışarı atar. Her aşk kendi dünyasında yaşar yaşadıklarını ya da yaşayacaklarını. Ama buna bir başlangıç tayin edemez. Onun dünyasında sonbahar ya da yaz hiç gelmez hep bahardır, ona olan aşkın bitmedikçe. Çünkü güneşin her ışığı yüzüne vurduğunda, kalp yerinden çıkacakmış gibi olur adeta. O an hiç bitmesin güneş sonsuza dek hiç batmasın ister âşık bilinmeyen bir başlangıçta. Çünkü bilir ki güneşin batışı kalbin durmasıdır. Dünyasının sonudur kalbinde büyüttüğü. Çünkü bilir ki açan çiçeklerin, ağaçların, yaprakların, her kımıldayan varlığın o ışığa ihtiyacı vardır. O giderse onlarda gidecektir. Onlar da geri dönülmez bir yolculuğa çıkacaklardır. Kim bilir bir daha ne zaman döneceklerdir onlar tekrar. Beklide asla kokmayacaktır çiçeklerin kokusu, hissetmeyecektir yazın o eşsiz ışığını, esen ve ağaçların yapraklarıyla dans edip ruhuna dokunan o rüzgârın narin ellerini. Bu yüzdendir ki yalanın gerçeğini bulmuş, gerçek aşk hisseder vücudun en ücra köşesinde. Güneşini de batırmayacaktır, güneşi hep orda kalacaktır başlangıcı ve sonu olmadan. Başlangıç dedik, yaa aşkın ben başını bulamadım sonunu da göremedim, şairinde dediği gibi 'her bakışta ilk defa görüyormuş gibi az kalsın ölüyormuş gibi'. Beklide aşkın tarifi budur tarifi olmayan aşkın diyarında. Kimisi 29 harf der kimisi kışın baharı kimiyse bir tren yolculuğu der gidiş yönü belli olmayan. Ama şu bir gerçektir ki anlatılmaz bir gerçektir aşk tarif edilemez diyarların bir ağaç kovuğunda saklıdır beklide kim bilir. Herkes yaşadıkları o güzide hissiyatı birkaç satırla kaleme almaya çalışmış adına aşk dediğimiz o duygu kargaşasını. Yaşayan anlatamaz anlatmaya çalışansa yaşamamıştır derler bazı yerlerde. Doğrudur da. Bence aşk görmekle başlar. Her görüş bir can çekiştir âşık için. Suda boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktır. Bir dokunuş bir ömre bedeldir bir sıcak gülüşe aylar yıllar sığdırılır. Sonra hayallerde yaşamaya başlar maşuk. Hep aklının bir köşesindedir o, hiç çıkmaz oradan. Daha sonra gün gelir zaman geçer bir şeyler olur. Hayali giderek kaybolmaya başlar aşığın. Yeriniyse anlamını bilmediğimiz daha önce hiç görmediğimiz bir beyazlık bir bulut, bembeyaz bir bulut kaplar. O beyaz bulut oradadır artık sevgilinin yerini o almıştır. Artık o bulutu hayal ettikçe heyecanlanmaya başlarız. Sanki o bulut bizden kaçar bizse onu sürekli yakalamaya çalışıyormuşuz gibi gelir. Sanki sevgili o bulutun içindedir kendini o bulutun içinde gizlemektedir. Biz kovaladıkça kaçıyormuş gibi olur. Sanki bulut onu hapsetmiştir oraya, bize vermiyordur sevgiliyi. Bizse onu görme arzusuyla yaklaşırız. Her adım bir çırpınıştır bir kalp atışıdır. Yaklaştıkça heyecan doruktadır. Her yaklaşış kalp atışını iki katına çıkarır. Her adım bulutun bizden uzaklaşmasıdır. Adımlar gittikçe yerini daha geniş adımlara bırakır. Artık koşmaya başlarız, koştukça daha da uzaklaşır daha da kopar. Her çırpınış daha da dibe batıştır. Bu böyle sürer gider. Sonu yoktur. İşte bu yüzden aşkın sonu ve başı yoktur. İşte bu yüzden anlatılmaz bir hissiyattır. Çünkü sevgiliyi yakalayamayıştır aşk, bu yüzden gerçek aşktır. Acaba diyorum da âşık olduğunu zannedip de aşkının bittiğini iddia edenler yürümekten mi yoksa koşmaktan mı ya da koşturulmaktan mı yorulmuşlardır. Beklide ana sebep budur. Kim bilir...