Turkuaz Mektuplar/Türkistan Günlükleri
This piece was featured as the selection of the day on 02.03.2022.
Merhaba canım Benim;
Mektubun dün geldi.
Eskiden liseli iken bir arkadaşımla 4 yıl mektuplaştık. Ortaokul arkadaşımdı. On beş güne bir bazen dedikodularımızın mahiyetine göre bu haftada bir olurdu. Yıllarca sakladım onları. Saf temiz billur duygular. Rumuz kullanıyorduk. Asi ve mavi.
Ben mavi. Sessiz soğuk bilge Ana ruhlu.
Asi deli dolu sen gibi. Her daim âşık her daim sevilirdi. Tebessümle okurdum onun çocuksu mahremiyetini.
Ben babamın kızıydım. O vakitler sevgili demek zül idi benim için. Sonra hayatımın zihnimin kahramanı göçünce diyar-ı yalandan. Geriye kimsesiz yalnız bir kız çocuğu kaldı. Cahil korkak.
Babasızlık gurbette olmaktı bir ömür.
Her sabah koştuğum kocaman omuzları şefkatli, sesi müşfik babam.
O gurbet acısı hiç dinmedi.
Mavi yanım hiç ısınmadı, boyanmadı hiç güneşin turuncusuna. Işığa hasret uzak kuzeyliler gibi çivit mavi denizim.
Şimdi seni okuyorum penceremin önünde. Gerçi heyecanla açacağım bir zarf yok; içinden minik hediyeler çiçekler, küpeler kolyeler düşen. Olsun. Mesajın geldi butonu yanıyor ya. Nasıl bir duygu anlatamam. Çayımı demleyip geliyorum, gözlüğümü de alıyorum, onlarca kez okuyacağım için şarja da takıyorum bilgisayarı.
Enter demeden önce gözlerimi kapıyorum. İçimden ne yazdığını tahmin etmeye çalışıyorum. Sevinçli misin hüzünlü müsün kestirmeye uğraşıyorum ve birden gönlüme düşüyorsun şıngır mıngır. Edebiyat öğretmenine yakışmayan devrik kısa bozuk uzattıkça uzattığın Süyiiiiiiktiiiii hitabınla kalakalıyorum. Ah!
Neşelisin mutlu oldum. Yaranı sarmanı iyileşmek için çabanı takdir ettim memnun oldum canım.
Ölüm ayırmaz bizi, kavuşmaya yol aldığımız ilk durak. Anneciğin de öyle bizi bekleyecek Reyyan kapısında gün aşırı tuttuğu Davudi orucu sayesinde.
Herkesin iyi olmasına da sevindim. Ama şiirler hakkında yazmamışsın. Üzülmeni istemem hislerime güven lütfen. Kargo paketinin içine onları da koydum. Okuyabilirsin dediğin için birazını okudum. Kuzum yüreğin kaldırmaz.
Cinayet gibi yazmış.
Lime lime etmiş ruhunu. Dehlize gömmüş varlığını yaşama sevincini.
Okumadan Balıkesir'e postala.
Halimi soruyorsun ya iyiyim. Hatta biraz fazla iyi,bana göre.
Biyogaz tesisi çok eğlenceli biraz kötü kokuyor ama olsun. Numuneleri alıyoruz laboratuara gidiyoruz. Analiz sentez sonuç derken akşam oluyor. Gıcık olduğum nokta herkes burada Rusça konuşuyor.
''Devuşka kazakça ayt'' demekten dilimde tüy bitiyor. Ben niye öğrenmediysem, ah o mahallemizin ahmak baskısı.
(Ülkücüler Rusça öğrenmez demişti Kürşat hatırlar mısın?
İkinci gıcık hatıra! Kaba olmayayım da ne yapayım kuzum.)
Neyse çata pata Rusça kırıyorum. Benim Özbek kızçeler de yardım ediyor ama gitmiyor bir türlü.
Pencereme akşam güneşi düşüyor, unutulmuş safran sarısı okşuyor özlemlerimi ayrılıklarımı.
Kar yağdı akşam bembeyaz her yer. Ural sonsuz grilikte akarken akşam güneşi meşk ediyor duldalarında.
Caddelerinde kor rengi gece lambaları yanmaya başlar birazdan. Babalar uzaklardan elleri çıkınlı dönüyor, Kadınları bekliyor kızları belki de. Tam pınarlarım bulanırken küçük boz torgay geliyor pencerenin önüne. Usulca kırıntı döküyorum, alışıyoruz bir birimize.
Bütün şehre kırıntı dağıtıyorum, alışalım birbirimize: Üzerime salmayın kahırları yalnızlıkları ve boynu bükük öksüz kimsesizliği.
Yarın şehri sevmeye çıkacağım. Yani onu aramaya, belki bulurum…..