Hayaller Defteri
Hayaller Defteri
Temmuz sıcağı, şehrin üzerine görünmez bir örtü gibi çökmüştü. Asfalt sıcağı geri kusuyor, kaldırımlar sessizliği bile yoruyordu. Nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum. Belki bir yere varmak için değil, içimde büyüyen karmaşadan biraz olsun uzaklaşabilmek için...
Şehir sıcağın etkisiyle sanki genleşmişti. Sokaklar uzuyor, zaman ağırlaşıyor, insanlar gölgelere sığınıyordu. Ben ise ne güneşi hissediyordum ne de çevremde olup biteni. Zihnimde taşıdığım düşünceler, omuzlarımdaki görünmez yükten daha ağırdı.
Tam o sırada gözüm, yaşlı bir çınarın cılız gölgesine takıldı.
Gölgede genç bir delikanlı oturuyordu. Esmer tenliydi. Üzerindeki çizgili gömlek, yaz sıcağına rağmen özenle iliklenmişti. Dizlerinin üzerinde ise kapağı kırmızı, yepyeni bir defter duruyordu.
Defteri yalnızca tutmuyor, ona sığınıyordu.
İki eliyle öylesine sıkı kavramıştı ki parmak boğumları bembeyaz olmuştu. Ara sıra sayfalarını usulca çeviriyor, sonra başını kaldırıp uzaklara dalıyordu. Bakışlarında, ya çok özlenen bir geçmiş ya da henüz kurulmamış bir gelecek vardı.
Ne geçen araçların gürültüsünü duyuyor ne de kavurucu sıcağı hissediyordu.
Onu izlemeye başladım.
İçimdeki boşluk, yerini yavaş yavaş meraka bıraktı. Bir insanı saatlerce aynı bankta tutacak kadar değerli olan neydi? O defterde hangi sır saklıydı?
Dayanamadım.
Yavaşça yanına yaklaştım.
"Merhaba." dedim.
Başını kaldırdı. Gözleri yorgundu; ama içinde garip bir huzur taşıyordu.
"Merhaba."
"Adın ne?"
"Barış."
Adını söylerken yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
Kısa bir sessizlikten sonra merakımı gizleyemedim.
"Birkaç gündür seni fark ediyorum. Elindeki defteri merak ettim. İçinde ne var?"
Barış, deftere baktı. Parmaklarını kapağının üzerinde yavaşça gezdirdi. Sonra gülümsedi.
"Herkes aynı soruyu soruyor." dedi.
"Çünkü kapağı dikkat çekiyor."
Defteri bana uzattı.
"Oysa içinde neredeyse hiçbir şey yok."
Şaşkınlıkla sayfaları çevirdim.
Gerçekten de büyük bölümü bembeyazdı. Aralarda birkaç tarih, küçük çizimler ve tek satırlık notlardan başka hiçbir şey yoktu.
"İçi boşsa..." dedim, "ona neden bu kadar değer veriyorsun?"
Barış, boş sayfalardan birini açtı.
Parmak ucuyla kâğıda dokundu.
Sonra yavaşça konuşmaya başladı.
"Dünya zaten fazlasıyla dolu. İnsanlar başkalarının hikâyelerini ezberliyor, başkalarının doğrularıyla yaşıyor. Ben ise kendime ait bir hayat kurmak istiyorum."
Defteri göğsüne bastırdı.
"Bu yüzden sayfalarını özellikle boş bırakıyorum."
Bir an sustu.
"Gelecekte yaşayacağım her güzel an önce burada yerini alıyor. Hayallerim gerçekleştiğinde ise uzun uzun yazmıyorum... Sadece tek bir cümle ekliyorum. Çünkü bazen bir cümle, koskoca bir ömrü anlatmaya yeter."
İlk sayfayı açtı.
Sayfanın tam ortasında tek satır yazıyordu.
24 Temmuz
Bugün hiç tanımadığım biriyle hayallerimi paylaştım.
Yüzüme baktı.
Gülümsedi.
"Gördün mü?"
"Bir sayfa daha doldu."
O an ne söyleyeceğimi bilemedim.
Çınarın yaprakları hafifçe kıpırdadı.
Rüzgâr, uzun zamandır unuttuğum bir duyguyu usulca içime bıraktı.
Ayağa kalktım.
Barış'a teşekkür ettim.
O ise defterini yeniden dizlerinin üzerine koydu. Gözlerini bu kez sayfalara değil, ufka çevirdi.
Sanki artık hayallerini beklemiyor...
Onlara doğru yürümeye hazırlanıyordu.
Ben de arkamı dönüp yoluma devam ettim.
Temmuz sıcağı hâlâ aynıydı.
Şehir yine ağırdı.
Sokaklar yine uzundu.
Ama içimde uzun zamandır boş duran bir sayfa, sessizce dolmaya başlamıştı.
O gün anladım ki...
İnsanı hayatta tutan, yaşadıkları kadar, henüz yaşayacaklarına duyduğu inançtır.
Ve bazı defterler, mürekkeple değil...
Umutla yazılır.
