Kağıt Mendil ve Yağmur Kokusu


Kağıt Mendil ve Yağmur Kokusu

Bursa’nın ilkbahar akşamları hüzünlü bir şiir gibidir. Hele yağmur hafifçe çiselemeye başlamış ve caddelerin asfaltı ayna gibi parıldıyorsa, o mor ve lacivert karanlık insanın içine işler. O akşam,  şirketten çıkmıştım ve arabamla eve doğru ilerliyordum.

Kırmızı ışık yandı. Arabamı yavaşlattım ve durdum.

Tam o sırada, yan camın ardında o küçük gölge belirdi. Üzerindeki mont iki beden büyüktü ve kolları kıvrılmıştı. Elindeki kağıt mendil paketlerini göğsüne bastırmıştı ve damlaların altından bana bakıyordu. En fazla on ya da on bir yaşlarındaydı. Gözlerindeki o erken büyümüşlük ve o zamansız olgunluk kalbime bir ok gibi saplandı. Adı neydi bilmezdim ama o, benim için o akşamın "Lamba Çocuğu"ydu.

Camı hafifçe indirdim. İçeriye serin bir rüzgârla birlikte yağmurlu Bursa sokaklarının kokusu doldu. Sesi rüzgârda titriyordu ama dik durmaya çalışarak, "Hayırlı akşamlar amca, mendil alır mısın?" dedi.

Cebimden parayı çıkarırken, sesimi olabildiğince yumuşatarak, "Adın ne senin bakayım?" diye sordum. Hafifçe gülümseyerek, "Umut," dedi. O lambanın altında, o soğukta hayata tutunmaya çalışan bir çocuk için o isim ne güzel ve ne ağırdır...

"Bu saatte neden buradasın Umut? Dersler nasıl?" dedim. Gözleri bir an parladı. "Okul iyi amca, derslerim de güzel. Ama harçlığımı çıkarmam gerekiyor, anneme yardım ediyorum," diye fısıldadı.

O an zaman benim için durdu. Kendimi bir an 1970'lerin Bursa’sında, Mesken’deki çocukluğumda buldum. Bizim de çok şeyimiz yoktu; Kaplıkaya Deresi’nin kenarında çamura batarak büyümüştük ama sokaklar bize ait bir oyun alanıydı. Sokağın sert yüzüyle böyle erken ve böylesine savunmasız tanışmamıştık. Biz ilk adımlarımızı okul bahçesinde atarken, bu çocuklar hayatın en ağır adımlarını trafik lambalarının altında atıyorlardı.

Yeşil ışığın yanmasına saniyeler kalmıştı. Elindeki mendillerin hepsini aldım. Parayı eline sıkıştırırken gözlerinin içine baktım. "Umut," dedim, "Bu sokaklar, bu lambalar geçicidir. Senin asıl ışığın okulundur, kitaplarındır. Söz mü?"

Gözlerini kocaman açtı ve başını sallayarak, "Söz amca!" dedi.

Araba hareket ederken dikiz aynasından arkama baktım. Umut, elindeki parayı cebine koymuştu ve bir sonraki kırmızı ışığı bekleyen arabalara doğru yönelmişti bile. Evime doğru dönerken içimdeki sızı hâlâ dinmemişti.

Ben o akşam eve döndüğümde doğrudan masamın başına oturdum. Önümdeki beyaz sayfaya Umut’un gözlerini, ıslak montunu ve o gururlu duruşunu işledim. Çünkü ben yazmaz sam, kelimelerle köprüler kurmaz sam, bu çocukların sessiz çığlığının o parıltılı caddelerin gürültüsünde kaybolup gideceğini biliyordum. Umut ve onun gibi binlerce lamba çocuğu, bu şehrin gölgede kalan ama en çok ışığa ihtiyacı olan hikâyeleriydi.

11 Haziran 2026 2-3 dakika 19 öyküsü var.
Yorumlar