Turkuaz Mektuplar/ Türkistan Günlükleri 3
Canım, Tatlım Beni
Eski fotoğraflarımızı buldum. Kızlarla beraber Siri derya kenarına pikniğe gitmiştik. Nisan sonları. her yer kıpkızıl gelincik basmaya kıyamazdık. Bir tarafta da sarı papatyalar.
İğde kokusu başımı döndüren, Sanki kaybettiğim her neyse sokağın başından çıkıverecekmiş gibi. Ondandı sebepsiz yola çıkmalarım köşe başlarına merakım hasretim.
İğde kokusu Türkistan’ım ne zaman bahar gelse hep seni özleyeceğim.
Yağmur yağınca toprağın nasıl güzel koktuğunu ben burada anladım. Can gibi insanın ruhunu dirilten esriklik veriyor. O yıl çok kar yağmış nevruzda da yağmur hiç dinmemişti. Her yer yemyeşildi. Kazak arkadaşlar çok az rastlanır bu berekete demişlerdi. Masal ülkesi gibi. Ötüken güzelim.
Siz ırmağın sığlığına inmiştiniz. Suya girmiştiniz. Ben sudan korkan deniz kızı. Ben Maviye hasret Akdeniz’li. Siri Derya kenarında özlemekten felç.
Sizi kollamak için yüksekçe kayın ağacına oturmuştum. sen ikide bir fotoğraf çekiyordun. kitabıma su atıyordun. Hala mürekkepleri hareli ne zaman görsem bir hare daha eklenir tazesinden.
Fotoğraflar düğümleniyor gözlerimde damla damla.. Elimde yine bir kitap, hep şikayetlenirdin.
başını kaldır az da diye.
Onlar en iyi dostlarım benim en iyi sen bilirsin.
Bilseydim seninle son nevruz, son kez bineceğiz aşıklar salıncağına
(oğlanlar karşına geçmesin diye salıncakta da beni harcardın. Ah benim deli tarafım)
o suya girerdim korkumdan gebersem de girerdim.
Bir fotoda baş başa ağlama taklidi yapıyoruz. Sonradan hatırladım, okuduğum kitaba hikaye uydurmuştuk:
Göktürk kağanı İstemi Yabgu kızını Sasani hükümdarının oğlu Anuşirvan’a gelin vermiş.
Anuşirvan onu saraylarda kuştüyü yataklarda bile rahat ettirememiş.
(biz ona binay bike demiştik seninle).
Kızçe annesine Ötüken ellerine hasretten yataklara düşmüş. Anuşirvan garibim de elinden bir şey gelmezmiş. Bir gün atına atlamış Türkistana gelmiş. Bir kınalı kuzu ile bir avuç toprak alıp geri dönmüş. Bizim kızçe özledikçe toprağı koklar kuzusu ile vakit geçirirmiş...
-Beni anamdan ayıracak uşak doğmadı da diye uydurduğumuz hikayeye surat asmıştın.
Anneciğin ne iyiydi. mekanı cennet olsun. Her akşam internet kafe’ye onlarla görüşmeye giderdik. Türkiye’den bir ses bir görüntü için.
Nasıl da güçlüymüşüz sonradan anladım.
Anneciğin seni bana emanet ederdi.
Yıllar geçiyor gözlerimin pınarından ve ömür testisini dolduruyor hoyratça.
Sınıftan iki Özbek kızla evi tuttuk. ufak tefek eksiklerini aldık. ne kadar kalacağız belli değil. Ural kıyısında. cephesi de güney batı.
Nasıl manzarası var görmelisin. sana kasvetli dediğim için mahcub etti beni. Gün batımında nehir altın kesiliyor. Garip martılar var sanki zümrüdü anka kuşları gibi yüzlerce ciyak ciyak.
Rus bir kadından menekşemi de aldım, göğsüme bastırdım. Mor menekşem.
Yine hüzünlendim işte :
Türkmen kızın biri yurttaki odamı sormuş tarif etmişsin ya, penceresinde mor menekşe var işte orası diye. kızlar kıkır kıkır geldiler
menekşe abla seni bulduk demişlerdi.
Yüzyıl ihtiyar ruhumun şenliğiydin. aklıma gelince bile gözlerim kısılıyor muhabbetten.
Yarın Hazar kıyısında bir tesise gideceğiz. Hazar denizini de hep merak ederdim.
yazarım yine, öperim yar’a yerinden laz kizu.
Rumistan2022