İçimdeki Sonsuzluk
dünyanın bütün sesleri çekiliyor içimden,
zaman, kendi gölgesine yaslanıyor
ve ben
ilk kez duyuyorum varlığımın sessizliğini.
neyim ben?
bir avuç toprağın
kendine anlam arayan hâli mi,
yoksa zamanın ötesine açılan bir pencere mi?
düşünüyorum…
varlık neden var,
yokluk neden böylesine yakın?
bir yıldızın ışığı sönerken
içimizdeki hangi karanlık aydınlanır?
aklım sorular biriktiriyor,
her cevap yeni bir kapı aralıyor.
geçiyorum kapılardan,
ardımda bıraktığım benliğim
her eşikte biraz daha küçülüyor.
aynı özden yaratılmışız yıldızlarla,
aynı sırra dokunuyor
bir yaprağın düşüşü,
bir çocuğun ilk nefesi,
bir insanın son duası.
ve ölüm…
bir son değil,
başka bir eşiğin ardındaki sır…
ömrün kıyısında anlıyorum:
tefekkür,
düşündükçe kendi sınırlarını görmek,
bilmediğinin önünde eğilmek,
sessizliğin içinde
kalbin gözlerini açmaktır.
gökyüzüne bakıyorum,
sonra içime…
ve ilk kez
hakikati avuçlarımda tutmak yerine
ona açılmayı öğreniyorum.
Seğmenoğlu (Dr.Osman Akçay)