Marsilya
Kuşlar ki uçuyordu Marsilya kıyılarına;
Ben hiç bilmiyorum Marsilya'yı.
Hayalimde ve hülyalarımda,
Kıyı boyunca uzanan mendirekler
Ve onlara eşlik eden iskeleler.
Çevrelerinde yüzlerle ve yüzlerle vapur;
Onların yamacında solmuş ve yosun kokan tekneler
Ve de gaflet içindeki sarhoş balıkçılar geliyor aklıma.
Sanki limanın hemen yanındaki şehir;
Eflatun le mor renkli abajurlarla kuşanmış,
Çıtır pıtır eşyalar ve yemekler satan dükkânlar;
Hemen yanlarında o klasik Marsilya moru ile kaplanmış
—Ki öyle bir mor var mıdır, bilmem?—
İnce ince teras ve balkonlarıyla sıcak sütlü çay satan kafeler;
İçinde çift çift, marjinal aşıklar,
Bazısı şair, bazısı faşist!
Ama ne olursa olsun ahenk içinde martılar!
Mektup taşıyan turnalar ile hoşbeş ederler!
Geceleri Marsilya mı?
O zaman bir bambaşkadır Marsilya;
Limandaki deryanın fuzuli dalgaları kumu ıslatır;
Aşıkların kuğular gibi yürüdüğü kumsalda
Islak kumda ayak kalıpları birer imza gibi çıkar.
Uzaktaki tıklım tıklım restoranlardaki sosyetenin sıcaklığı,
İskeledeki fukara gariplerin likörden sarhoş olmuş bedenlerini
Bile ısıtır yürekten.
Ve
Hatta kumar batağına düşmüş emekli kaptan Serpultas,
Uzaktan çalan kemanın sesinde
Malta Adası'nda gördüğü hizmetçi kızı hatırlayarak,
Dalgalar arasında ki gecenin en zifiri karanlığında,
Kumruların dansını yaparak,
Hizmetçi kızın hayalini ayağa kaldırıp,
Uzun gece boyunca ıslık ve fısıltı içinde dans etti.
Ve
Bu dans:
Dalgalar boyunca sürüp giden uzak bir mektup gibiydi...