Yine de Narlar Olunca Gel
Zaman iyi beslememişti aşkı
tembellik yapmıştı sıska yüreğiyle.
Sorumluluğunu
düşlerin gerçekle savaşındaki yenilgisinin sökülmüş onuruna yüklemişti.
Onursuzluk,
durmadan tembellik damıtıyordu
anıların gizli yaralarından,
buz tutmuş damlarına.
Oysa aşk,
biraz da zamanın unuttuğu yerde
birbirini beklemekti.
Günün her saatinde
" şaraptan yapılmış bir kadın" olarak
Çocuklar avuç açmıştı
Hiroşima'nın şeker yağan göğüne.
Göğünden şeker yağan Hiroşima
yerden uzuvlar topluyordu.
Mavinin kanadı buz yanığı griye bulanmıştı.
Kar taneleri ipek günlüklerin arasında
çukur çukur rengârenk gözler açmıştı.
Ben,
bütün bu yıkıntıların ortasında
sana ayrılmış bir mevsimi saklıyordum.
Bir avuç gökyüzü,
biraz nar kokusu,
bir de adını söyleyince
yeniden çiçeklenen içimin bahçesi vardı.
Yaşanmışlıkların ucundaki süngü,
konumumu şaşırmadan gelip buluyordu her defasında.
Her defasında alnımın çatına
bin küfür , silah çatıyordu
kalabalık bir şehrin egzoz kokan aşkına.
Gökdelenlerce kirlenmek yakışıyordu
bu şehrin yalnızlığına.
Ama ben
"bütün zamanların en güzel kaybedeni"
yine de sana
temiz bir gökyüzü bırakmak istiyordum.
Bütün savaşlardan arta kalan
bir öpüşün sıcaklığını,
bütün yaraların unuttuğu
bir sevdanın hatırını.
Yine de
narlar olunca gel.
İncirin hatırını s’ele vermeden,
gelişin her mevsim güzel.
Yine de
narlar olunca,
silahlar ölünce,
zaman yüreğini doyurmayı öğrenince
gel.
Çünkü ben
bütün yıkılmış mevsimlere rağmen
sana ayrılmış bir baharı
içimde hâlâ saklıyorum.