@gultuzcukaraman
Tek bir fincanın soğumasıyla başlayan mesafe, zamanla iki insanı yutan bir uçuruma dönüşür. Bu dizeler,aynı masada susarak ayrılanların ve hiç edilmemiş vedaların yankısıdır.
Bütün haritalar sustuğunda başlar içe doğru çöküş. Yönünü kaybetmiş bir pusulanın ve soğuyan çayların hüznüyle; kör bir kuzeye bırakılmış yarım cümleler...
Kalabalık bir şehirde kaybolan bir aşkın, kendi sesini bile unutan yaralı bir ruhun ve aralarında kalan o tarifsiz boşluğun hikâyesi.
Kent susar, içimiz eksilir. Bu şiir, kırık bir kentin balkonlarından bakarken yazıldı. Saat kulesinde susan güvercinler vardı. Ve söylenemeyen bir son cümle. Bu şiir, o eksilmenin sesidir.
Her nesne biraz geçmiş, her suskunluk söylenmemiş bir cümledir. Belki insan, kendini bulmak için önce aynadaki yüzünü kaybetmelidir. Çünkü bazen çıkılması gereken yer bir oda değil, insanın kendisidir...
Bir gidişin ardından değil, söylenmemiş bir elvedanın içinde kalmanın hikâyesi. Sevdiği insan gider; geriye yarım bir cümle, suskun bir şehir ve tamamlanmayı bekleyen bir kırgınlık bırakır.
"Bu şiir; şehrin kalabalığı arasında görünmez kılınan, masalları henüz başlamadan yarım kalan ve çocukluğu omuzlarındaki çuvallara sığdırılan yarınsız çocukların sessiz çığlığıdır."