Dulnera'ya Mektup
Bir yıl, bir ay ve bir gün,
Dulnera'ya güller ile,
Nasılsın? İyi olduğunu umut ederek kendimin de pek iyi olduğunu söyleyebilirim sana. Burada güller açtı, hatta hatmiler de öyle... Ya orada? Orada güller açtı mı? Hatmiler uzayıp sarkım sarkım nazarane çiçeklerini açtılar mı? Umarım açarlar.
Sana bu mektubu yazıyorum çünkü gerçekten pek iyi değilim. Sıkıntı para değil; hayır, hayır, sağlığım da yerinde. Sadece tek sıkıntı sanırım buhranlığım ve düşüncelerim. Nereye dönersem döneyim, nereye bakarsam bakayım hâlâ aklım o günahım da, o iğrenç amelimde... Aklım sürekli bu günah uğruna dolup taşıyor; kendimden nefret ediyorum... Ama bu nefretin yanında bir anlığına şevk duyuyor gibi oluyorum; hatta sanki gurur gibi "Günah işledim ve bunun farkındalığına varıp pişman oldum. Ne kadar iyi biriyim" diyorum içimden. Ve bunu her duymuş gibi olduğumda kendimden ve nefsimden tamamen iğreniyor, tiksiniyorum: Ne kadar rezil, azgın ve günahkâr bir kulmuşum ben diyerek!
İnanır mısın bilmiyorum ama geceler boyu tövbe ediyorum; ama haykırmadan, yakarmadan tövbe ediyorum. Kimsecikler duymadan içimden, Tanrı'ya o kadar çok yalvarıyorum ki bilemezsin. Ve her defasında kendimden daha da iğrenir hâle geliyorum.
Ama -sanırım- kimse hâlâ bu günahlarımın ve o işlediğim büyük günahın farkında değil. Ve hâlâ o iğrenç, alçakça ve namussuz ameli yapmamış gibi uydurduğum yalanı o kadar içten ve gerçekçi söylemeye ve yaşamaya devam ediyorum ki bazen bıkıyorum: Bu rezillik uğruna sonsuza dek bu şekilde bu yalanı, günahı koynumda mı taşıyacağım? Kabul ederek ve itiraf ederek onurlu bir şekilde yaşayamaz mıyım? Yaşayamam, kesinlikle yaşayamam; çünkü bu günahım ortaya çıkarsa Dulnera, ne namusum ne onurum ne saygınlığım ne itibarım kalır. Hatta her şeyden çok insanlığım bile kalmaz; ki zaten insanlığımı yitiriyor, hatta kaybediyorum...
Manzaraya doyasıya bakmak, şarkılar içinde kaybolmak istiyorum; ama bu günah anı yaşamama engel oluyor. Ve bana "Bir kere işledin, şimdi bedelini ödeyeceksin" diyerek keyif almamı engelliyor ve beni hayattan soğutuyor.
Bana sorarsan bu, şeytanın kapsamlı bir oyunu ve planı; ama hayır, günahımı şeytana atıp onu suçlamayacağım. Çünkü bu günah, benim iradesizliğimin ve zevk düşkünlüğümün bedeli olarak ortaya çıktı ve büyüdü; şimdi ise beni kahrediyor. Hak ettiğim şekilde bana işkence ediyor...
Bilmiyorum Dulnera, ne yapmalıyım? Ne etmeliyim? Bana bir şeyler söyle! Bir kez olsun bana haykır! Ama hayır, sen mektuplara tek kelimeyi bırak, tek harf, tek bir nokta bile yazarak cevap vermedin, vermiyorsun ve vermeyeceksin. Ama hayır, okuduğunu ve beni umursadığını biliyorum! Ama ayrıca biliyorum ki böylesi daha iyi; çünkü en küçük lafında ölebilirim Dulnera, o duruma, vaziyete, hâle geldim... Tek kelimene mezarım açılabilir ve üstüme kara toprak örtülüp koca bir taş dikilebilir... Tek kelimene bağlı! Tek kelime! İşte benim canım bu kadar sana bağlı bir hâle geldi... Ve ben bunların hepsini hak ediyorum. Ama tek isyanım ne biliyor musun? İntiharın haram olması; belki de Tanrı'ya olan tek isyanım olabilir... Ama haram olmasa bile ben intihar etmezdim, değil edemezdim; çünkü ben babaannemi arkada bırakıp gidemem, onu ölümüm ile kahredemem... O'nsuz ben susuz toprak gibiyim; kurumaya ve ölmeye mecburum Dulnera, ölmeye mecburum...
Okuduysan bile teşekkürler. Biliyorum, bilerek cevap vermiyor değilsin; biliyorum ki sen yoksun Dulnera... Ama olsun, ben senin var olduğuna inanıyorum. Ve bence bu bile varlığına delalet değil midir...?
Hoşça ve aşkla kal.
Ve ne olur,
beni an,
beni sev,
ve beni öp,
duanda...