Ekranın Öte Yakası
Bazı sesler, kilometrelerce uzaktan gelse de tam kulağının dibinde durur gelse de tam kulağının dibinde durur.
Telefonun ekranı akşamları en çok parlak olan şeydi benim için. Yatağa uzanmış, tavana bakarken bir mesajın gelmesini bekliyordum. Mesafe bazen bir yük gibi omuzlarıma çöküyordu, bazen de bir sır gibi hafiflik veriyordu. Şehirler arasındaki yol, haritada parmağımın ucuyla rahatça geçebileceğim kadar kısaydı. Ama içimde o yolun uzunluğu, her gece yeniden ölçülüyordu.
Onu ilk duyduğumda bir şarkının nakarat kısmındaki gibi bir sesi vardı. Yüzünü bile sonradan gördüm. Önce sesine alıştım. Sabahları "Günaydın" derken sesinin biraz uykulu çıkması, akşamları yorgun bir "İyi geceler" demesi, bütün bunlar benim gününün ritmi oldu. Kimse bana bu kadar basit şeylerle yaşamanın mümkün olduğunu söylememişti.
Bir gün şehrinde yağan karı izlediğini yazdı. Ben de bulunduğum yerde hava çok sıcak diye şikâyet ettim. İkimiz de gülümsedik ama aynı anda farklı iklimlerde yaşadığımızı fark ettik. Bu fark bir süre beni düşündürdü. Sonra anladım ki sevgi, hava durumunu paylaşmakla da büyüyebiliyordu.
Mesafenin kendisi bir engel değil, bir sınav gibiydi. Her gün aynı insanın yanında uyanmak, elini tutmak, gözlerinin içine bakmak bana hep kolay gelmişti. Oysa uzaktan sevmek, sevginin ne kadar çok şeye ihtiyacı olmadığını gösteriyordu. Bir mesaj, bir sesli not, kısa bir "Kendine dikkat et" sözü bile bütün bir günü taşıyabiliyordu.
Yine de zor anlar vardı. Bir akşam bana çok kötü olduğunu söyledi. Telefonun öbür ucunda elimden bir şey gelmiyordu. Ona bir çay yapamazdım, sırtını sıvazlayamazdım. Sadece dinleyebiliyordum. Konuşmamız bittiğinde kapıyı kapatıp uzun süre oturdum. O gece mesafe, daha önce hiç hissetmediğim kadar büyüktü. Ama sabah olduğunda yine "Günaydın" yazdım ve bu kelime o büyük mesafeyi bir an için kapattı.
Bazen sevgiyi sadece bir fotoğrafa bakarak tanıdığını söyleyenlere inanmakta zorlanıyordum. Şimdi düşünüyorum da, ben de onu önce bir sesle, sonra bir alışkanlıkla sevmeye başladım. Kalbin nasıl çalıştığını kimse tam olarak bilmiyor. Ama benim kalbim, ona olan özlemi bir saat gibi tik tak ediyordu.
Belki uzaktan sevmek, insana mesafenin değil, kelimelerin ne kadar önemli olduğunu öğretiyor. Yanında olmadığında her cümle bir ağırlık taşıyor, her "Özledim" bir köprü kuruyor. Ve bu köprüler, ne kadar uzun olursa olsun, iki ucu da birbirine bağlıyor.
Bir gün aynı şehre gittiğimizde bu konuşmaları nasıl hatırlayacağımızı düşünüyorum. Belki bir kahve masasında, belki de bir yağmur gününde. Ama bugün, bu gece, telefonun ekranında yazan iki kelimeyle yetiniyorum
: "İyi geceler."
Bazı sesler, kilometrelerce uzaktan gelse de tam kulağının dibinde durur.
Turgay Kurtuluş