Issızlığın Kökenine Yürüyen Şair ve Yazar: Metin Akdeniz- 1
1
*Bu inceleme yazısı, Metin Akdeniz'in eserlerine, edebi kişiliğine, sanat anlayışına değinen; dünyaya olan felsefi bakış açısını yansıtan hem bir inceleme hem de okuyucu ile bir parça sohbet etme havasında cereyan eden deneme hüviyeti taşıyan ve bu anlamda içimden geldiği gibi yazdığım bir yazıdır.
*Bu inceleme yazısı ile 'Dillerin Doğuşu'ndan başlayarak Dünya ile Türk Dili ve Edebiyatı üzerine genel bilgilere ulaşma şansı bulacağız. Bu anlamda, özellikle Türk Edebiyatı'nın teknik olarak irdelenmesini gerçekleştirirken özellikle Türk Şiiri'nin kat ettiği mesafeyi, geçirdiği değişimleri ve günümüzde vardığı noktayı bir okur olarak detaylıca görüp buna eşlik edeceksiniz.
*Bu inceleme yazısında, Metin Akdeniz'in eserlerini ve bu eserlerindeki eşsiz anlatıları daha iyi tanıyıp öğrenmekle birlikte yazın hayatındaki yolculuğa yarenlik edeceksiniz.
*Bu inceleme yazısının tek kelimesi bile 'Yapay Zeka'ya yazdırılmamıştır. Ancak internet veri sisteminden; bilgi edinme, öğrenme ve çeşitli incelemelerde ziyadesiyle faydalanılmıştır. Genel olarak kullanılan kaynaklar yazı sonunda yer almaktadır.
*Bu inceleme yazısında fazlasıyla ansiklopedik terimler, tanımlamalar ve anlatı vardır.
*Bu inceleme yazısı ile benim gibi siz de çok şey kazanacaksınız.
İlk üç kitabını imzalayarak bana hediye edip gönderdiği için Metin Akdeniz’e buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.
2
Montaigne, ‘Yazmanın mutluluk veya mutsuzlukla ilişkisi’ni genel olarak ele almıştır. Charles Bukowski de yazma eylemi ile ilgili olarak ‘yazmaya değer anlar’dan bahsetmiştir. Ben de bu değer anlayışı içinde, kıymetli dost şair-yazar Metin Akdeniz’in eserlerini konu alan bir inceleme yazma isteği hissettim. İlk kez bir inceleme yazı yazmanın acemiliği ve heyecanı içindeyim. Hemen burada belirtmek isterim ki; inceleme yazısını yazma isteğim bir uzman bakış perspektifinden kaynaklı değildir. Böyle bir iddia içinde değilim. Bir ihtiyaçtan kaynaklı bir hâsıl da değildir. Bir acemiliği tatmanın keyfi ve bir şiir emekçisine karınca kararınca kendi penceremden bakabilmek ve katkı sunabilmektir. Elbette bu durum Edebiyat disiplini içinde bir yaklaşım sergilemeyeceğim anlamına gelmiyor. Bu nedenle gerekli tüm dikkatimi vererek yazmaya çalıştım. Olası hatalarımın başta Metin Akdeniz ve siz okurlar tarafından gönül birliği içinde tolere edilip hoş görüleceğini ummaktayım.
İlk inceleme yazımın Metin Akdeniz olması yapacağım bu işe daha özel bir anlam katıyor. Aslında ilkin, şiirlerine genel olarak değinip sırasıyla okuduğum ve 6. Kitabı olan Dramatik Buluntular kitabına inceleme yazmayı düşünürken, kalemin isteği ve ilk 5 kitaba yer vermemiş olmanın bir haksızlık oluşturacağı düşüncesi ile ilk 5 kitabı da incelemeye eklemeye karar verdim. Ayrıca toplam da 10 kitabı olan Metin Akdeniz’in son 4 kitabı da bu yazının akışı içinde okuyup incelemeye ekleyecek olmak, kendi adıma ortaya toplamda bir inceleme eseri çıkarıyor olma fikri, beni ciddi bir şekilde motive etmeye yetmiş oldu. Hâl böyleyken kendi adıma sevindirici olan bu durum, yapacağım işe daha özel bir anlam kattığından, işe daha derin ve daha ciddi bir şekilde eğilmemi sağlamış oldu.
3
Yıllar önce, gençliğin delişmen çağlarında, değişip duran duygusal hâllerimize kimlik kazandırma, ilgi alanlarımıza adres bulma çabaları içinde edebiyata özellikle de şiire olan ilgim hiç de azımsanmayacakken, ilerleyen yıllarda özellikle iş hayatımın yoğunluğu edebiyatla olan ilişkimi, uzun boylu bir kopuş ve boşluğa dönüştürdü. Bu uzun kopuş-boşluk dönemi ve beraberinde getirdiği ertelenme duygusu, 2022 son zamanlarında biraz da olgunluk yaşlarının etkisiyle, içe bir yönelişe dönüştü. Bu yöneliş; Konfüçyüs’ün "Kelimelerin kökeni, insan kalbinin derinliklerindeki duyguların dışavurumuyla şekillenmiştir." Dediği gibi, beni yavaş yavaş yeniden edebiyatın özelde ise şiir denen büyülü dünyanın içine bırakarak dışa vurmuş oldu.
İnternetin her geçen gün daha çok veriye daha çabuk erişme imkânı vermesi sayesinde çoğu zaman eşiğinde durduğum, kimi zaman da kısa ziyaretlerde bulunduğum edebiyatın büyülü dünyasına bu kez kalıcı bir şekilde girmeye karar verdim.
Özellikle de şiirsel ve düşünsel dünyamdaki o uzun boşluğu, dün ile bugün arasında açılmış olan makası çabucak kapamak ve kayıp olarak gördüğüm zamanları yeniden kazanmak ruhumun edebiyat (şiir) açlığını gidermek için, kendimi disipline edip zamanı geriye doğru bir akordiyonun körüğü gibi birbirine katmanlayarak mevcut bilgilerime edindiğim yeni bilgiler eklemeye çalıştım.
Evet, daha önce de başta Ahmet Arif, Nazım Hikmet, Atilla İlhan, Nevzat Çelik, Ahmet Telli okumuşluğum, az çok Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Metin Altıok, Murathan Mungan, Hicri İzgören, Yılmaz Odabaşı, Şükrü Erbaş ve aklıma şuan gelmeyen birçok duayenin şiirlerini okumuşluğum, şiir bilmişliğim vardı. Cumhuriyet Dönemi sonrası Türk Şiirinin önemli şairlerinden Cahit Sıtkı, Orhan Veli, Özdemir Asaf, Adnan Yücel, İlhan Berk gibi bilinen şairlerin şiirlerini yeniden okuma, yeniden tanıma, yeniden inceleme ve belli bir olgunluğa ulaşmanın verdiği ruh haliyle yeniden anlama, yeniden yaşama ve yorumlama imkânı, çok yeni duygu tatları alma imkânım oldu. Özellikle son dönem çağdaş şairlerinden Küçük İskender, Orhan Alkaya, Seyyidhan Kömürcü, Kemal Varol, İbrahim Tenekeci ve aklıma şuan gelmeyen birçok değerli ve özgün şairlerin şiirlerini okumaya başladım.
Bu süreçte bir yandan edebiyat mecmualarını, sitelerini, dergilerini vs merakla incelemeye başladım. Edebiyat Defteri’yle tanışmam bu arayışla gerçekleşti. Yaptığım üyelikle, edebiyatın, özellikle de şiirin içine daha aktif girme imkânına kavuşurken, gençliğin o ilk dönemlerinde birkaç küçük acemi denemeleri saymazsak, Sait Faik Abasıyanık’ın ifade ettiği üzere; “Yazma eyleminin kendisi için hayati bir zorunluluk olduğu” gerçeğini, yazma eyleminin istekli zorunluluğu ve sorumluluğu içinde şiir yazma deneyimini içine alan yepyeni bir serüvene dönüştü bu dönem bende. Beni başka bir boyuta taşıyan bu yazma durumu, F. Kafka’nın vurguladığı gibi; ‘... yazının dönüştürücü gücü’ne inanarak bu süreçte yazmaya başladığım naçizane bazı şiirlerim için incelemeler, araştırmalar, okumalarımı sürdürdüm.
Bu anlamda, özellikle edebiyat ve felsefe ile ilgili rastladığım her kaynakta değerli çalışmaları, yazıları; onlarca eski ve yeni şairin şiirlerini öğrenmek, şiir bilgi havuzumu doldurmak için daha çok okuyup araştırıp ciddiyetle analiz etmeye çalışırken ‘yeniden’ öğrenmenin verdiği inanılmaz şevk ve ivme ile edebi anlamda kendimi onarmaya ve yenilemeye çaba sarf ettim.
Öğrendikçe bendeki şiir dönemi ile bugünkü güncel şiir anlayışı arasındaki farklılıkları, şiirin kat ettiği yolu, geçmişten günümüze bireyi ve toplumu etkileme biçimini, tipolojisini, geldiği noktada kelimelerin imgesel ve biçim tanımaz haliyle kullanımını, hayal gücü, çağrışım ve anlam zenginliğini görmeye ve modern şiirin de sınırlarını yer yer zorlayan ve bu yazı içeriğinde daha detaylı olarak bahsedeceğim üzere, (postmodern-yapısöküm) özellikleri belirgin bir şekilde kazandığını-evirildiğini görme imkânım oldu. Ben de bu zaman zarfında gelişen bu ‘yeni’ şiir durumunu anlayabilmek-yakalayabilmek için bir şiir sever ve emekçisi olarak disiplinli bir çaba sarf ettim.
Tüm bu öğrenme süreçlerinde, kendi dünüm ve bugünümün, edebi anlamda bilgi düzeyimin günümüz bilgi düzeyinden ne kadar geride kaldığını ve öğrendikçe ne kadar az şey bildiğimi fark ettim. Bundan gocunmadım. Aksine bu gerçeklik beni daha çok öğrenmek için kamçılamış oldu. Öğrendiğim her yeni bilgi beni başka bilgi boyutlarına-hazlara-tatlara-anlamlara taşırken şiir yazıyor olmak, ruhumu tarif edemediğim mutlulukla karışık tatlı acılara, huzursuzluklara, sancılara, hatta ve hatta ıstıraplara teslim ettiğini söylemek çok abartılı bir ifade şekli olmaz sanırım.
4
Başka bir edebiyat platformunda, başta Metin Akdeniz olmak üzere değerli şair-yazarları bilme, eserlerini, şiirlerini, anlatılarını okuma imkânı bulurken bazılarıyla da daha yakından tanışma şansı buldum.
Metin Akdeniz’in şiirlerini okur okumaz takip listeme ekleyerek hem zihnimin de ilk sıralarına yerleştirdim. Edebiyatta ne yapmak istediğini, nasıl bir edebi ve felsefi anlayışa sahip olduğunu anlamaya çalıştım.
Peki öyleyse önce bu inceleme yazısını ithafta bulunduğum Metin Akdeniz’i kısaca özgeçmişine değinerek tanıyalım: Tatvan’da doğup 4 yaşında iken ailesiyle Manisa’ya göçen ve hayatına burada devam eden hâlihazırda kamuda çalışan bir emekçi. 2011 yılında çıkan ilk kitabı ‘Kayıp Kelimeler Krallığı’dan ile başlayan kitap serüveni, ‘Jan’, Küçük Düşler Kumbarası’, ‘Soyut Refleks’, ‘Polen Bulutları’, ‘Dramatik Buluntular’, ‘Yasaklı Semtin Sesleri’, ‘Yolculuklarımı Kim Aldıysa Yerine Koysun’, ‘Bükülen Kıyıların Çağrısı’ ve en son 2026 yaz aylarında çıkan son kitabı ‘Issızlığın Kalbine Yolculuk’ romanı ile toplamda 4 roman 1 deneme 5 de şiir olmak üzere 10 kitabı bulunan Metin Akdeniz’in ilk 6 kitabını bilmek tanımak için, ilkin şiire bakış açısından şiir tekniğinden bahsetmekte fayda olacaktır.
Türkçe’yi sonradan öğrenen, Kürt asıllı olan Metin Akdeniz, eserlerini Türkçe vermektedir. Tam da bu noktada elbette burada ben bir kıyas yapma gereği hissetmeden ama bu teze inanan biri olarak, Kürt asıllı şair ve yazarların Türkçeyi dilbilgisi-kelime yapısını çoğu Türk asıllı şair ve yazarlardan daha iyi bildikleri ve kullandıkları tezini dile getirmeden de edemeyeceğim. Bu anlamda Metin Akdeniz Türkçe şiir ve nesirin matematiğini iyi bilen bir şair-yazar olduğunu (her ne kadar şiirlerinde mısraları dildeki kuralcı yapıya bir nevi tepki olarak küçük harflerle bile ve isteye kullanıyor olsa da) verdiği eserlerde görmekteyiz. Ancak, evrensel sanat anlayışımız gereği, hangi dilde olursa olsun bu inceleme yazısında sağlıklı bir değerlendirme yapabilmenin yolu yazının ruhun ölümsüzleşmesindeki rolüne dikkat çekmek üzere, yazının insanlık tariih içindeki tarihsel serüvenine bakarak, dünya dillerinin doğuşuna değin mevzunun kökenine doğru inerek irdelememizde, odak noktası Dünya ve özellikle Türk Dili ve Edebiyatı’na değinerek çıkarımlar yapmamızda fayda olacaktır.
(devam edecek)