New reflections from the community
Her yalnızlık biraz daha geriye götürür insanı...
İnsan bir damla sudan yaratıldı. Hayatı boyunca da suya muhtaç.
Explore ideas with images and video
*İnsan, hayat yolunda ilerledikçe yalnızca yaş almaz; anılar da biriktirir. Yıllar geçer, okul sıraları iş masalarına, çocukluk sokakları kalabalık caddelere, hayaller ise sorumluluklara dönüşür. Bir gün dönüp geriye baktığında, aslında özlediğinin geçen yıllar değil, o yılların içinde kalan kendisi olduğunu fark eder.*
*Hayat insana çok şey verir. Bir meslek, bir makam, bir ev, bir aile, belki de çocuklar... Dışarıdan bakıldığında eksiksiz görünen bir yaşamın içinde bile insanın yüreğinde, tarif edilmesi zor bir boşluk dolaşabilir. Çünkü bazı mutlulukların yeri hiçbir başarıyla doldurulamaz.*
İnsan, yaşamını sürdüren yalnızca bedeniyle değil, ruhuyla da var olur. Ruh uzun süre mutsuzlukla baş başa kaldığında ise bu yük, zamanla görünmeyen derin yaralar açmaya başlar. En acısı da bu yaraların dışarıdan fark edilmemesidir. İnsan yürür, çalışır, konuşur, güler; ama içinde sessizce tükenen bir tarafı vardır.
Mutsuzluk, çoğu zaman büyük bir fırtına gibi gelmez. Küçük hayal kırıklıkları, ertelenen umutlar, çözülemeyen sorunlar ve her gün biraz daha artan yorgunlukla sessizce yerleşir hayatımıza. Bir sabah uyanırsınız ve eskiden keyif aldığınız şeylerin artık hiçbir anlam ifade etmediğini fark edersiniz. Günler birbirinin aynısı olur; yaşamak, sadece yapılması gerekenleri yerine getirmekten ibaret hâle gelir.
Öyle yabancıyım ki sana...
İşte öyle...
Arduvaz
Yeşil bir baharla
Yahya İncik, 1970 yılında Mersin'in Tarsus ilçesinde doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Tarsus'ta tamamladıktan sonra Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü'nden 1995 yılında mezun olmuştur. Meslek yaşamına 1998 yılında bankacılık sektöründe başlamış; yaklaşık yirmi beş yıl sürdürdüğü bankacılık kariyerini 2023 yılında emekli olarak tamamlamıştır.
Mesleki yaşamının yanı sıra beşerî bilimler ve edebiyat alanındaki ilgisini akademik çalışmalarla destekleyen İncik, 2020 yılında Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirmiştir. Ayrıca Anadolu Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi tarafından düzenlenen *Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı* (2024), *Siyasal İletişim* (2025) ve *Türk Halk Edebiyatı* (2026) sertifika programlarını başarıyla tamamlamıştır.
**Gece ikiyi çeyrek geçe alarm çalıyor. Uykulu gözlerle akreple, yelkovanın kırılışını izliyorum. İzlemek yerine, böyle pasif ve kimseye faydası dokunmayan boş sözler etmektense; hissediyorum demeyi isterdim daha çok..."Sizi anlıyorum beyler! Haklısınız! Her gün resmi bir işiniz gücünüz, aceleniz yokken, durduk yere sizi rahatsız edip; bu saatte kalbinizi dargınlığıma kuruyorum. Her gün benimle bu kör saatlerde ayaklanıyorsunuz!" Aaa! Hissetmez olur muyum canım? Hissediyorum tabi...Başıma boca ettiğiniz bu devinim ve dengelerimi altüst edişinize hiç kulak asmayıp, sonra da kendi yasalarımla çelişkiye düştüğünüz bu mekanik kırılışlarınızı! Hissetmek! Durun ya olacaktı burada bir yerlerde, az önce ayağıma ha bire dolanıp duruyordu. Çocukların her yerden pörtleyen oyuncak sarı ördeği gibi belki yanlışlıkla üstüne basmış, o da can havliyle "vik vikk viiik!" ötünce çöpe atmış olmayayım sakın sevimli minik kuşu? Hay Allah! Nereye kayboldu bu şimdi? Tüh! Görüyor musun? Bir anlık öfkenin acısını zararsız, şirin bir hayvancıktan çıkarmışım. Hiç benlik hareketler değil bunlar. Hiç hem de hiiiiiççç! Neyse n’apalım olan olmuş! Başka bir hissizliği kuytu köşede ararken nasıl olsa çıkar yine ortaya, pişkin pişkin gelir yine kendi tahtını hatırlatır.**
**Hatırlamak! Ne kadar uzun zaman olmuş bizim bunak mösyö ile karşılaşmayalı...O da hissizlik gibi hiç olmadık bir zamanda böyle karşıma geçip, ayak ayak üstüne atıp oturur camış gibi...Pilli kalbimden, kanamalı albümlerden, bu ağır yaralı duvarlardan, tırtıklayabildiği kadarını, dişleyip götürebileceği ne kadar kırık dökük mazim varsa, bütün sülalemi topluca götürür durgun bir göle bırakır. Bu çağın insanı olmak var ya ayrı bir sorun zaten, artık kanacak, kandırılacak bi yaşta da değiliz ki; gelene hoş geldin gidene eyvallah diyelim. Her yaşın bi kırıntısı, girintisi çıkıntısı, getirisi götürüsü var. Yedi yaşında da değiliz ki topumuzun peşinde olalım, ip atlayalım, tek derdimiz pamuk şekeri, lolipop etipuf filan olsun. Bu yaşın da başka türlü açlığı var. Sevgi, saygı, barış, kardeşlik, vicdan, merhamet, bilgi, kültür, aydınlık açlığı gibi say say bitmez. Yaş ilerledikçe, gemi su aldıkça bi can kurtaran gelecek mi, bi simit atacak mı, boğulmaktan kurtaracak mı seni oğlum sen ona bak gerisini boş ver! Hayatında böyle biri ya da birileri varsa iyi...Ben kıyıdan uzaklaştım biraz..biraz fazla açıldım mıstık kusura bakma seni beklemedik! Bizim cilveli yunuslarla takılıyorum gittiği yere kadar. Peder senin elin kolun uzun, gözetlemeci memuru gibi yedi yirmi dört saat tepemdesin! Bari bi simit at şurdan şu martı kadına da göz göre göre boğulup gitmesin!..Hatırlamak diyorum! Nasıl bir şeydi, neye benziyordu? Acı mıydı, tatlı mıydı, ciddi miydi yoksa bayat şakalarıyla maytap mı geçiyordu bizimle? Görürsem anlatırım ama şimdi gitmem lazım! Dur bakim o da burda elimin altındaydı nereye kayboldu acaba? Bu evde de aradığım hiçbir şeyi bulamıyorum ki! Anneeee! Gitmemi gördün mü bi yerde? Burda dolapdaki diğer yalnızlıkların arasına asmıştım en son kırış kırış, sen mi aldın? Kız annee kime diyooom? Üstündeyse çıkar çabuk geç kaldım! Amatörler ligindeki şovenist şeytanla randevum var! Kazanırsam beş yıldızlı dokunulmaz yalnızlığımla cehennemin dibine gideceğim! Bak şimdi sen gitmek deyince aklıma hep ’on iki yıllık esaret’deki; benimle aynı yazgıyı paylaşan kader arkadaşım oyuncu kadının çaresizliği aklıma geliyor. Gitmek sonra daha da zorlaşıyor, beton gibi çakılıp kalıyorum yerime ama kendi aramızda konuşup bi karar verdik ve dedik ki: "Biz goril olmak istiyoruz!" Allah kısmet ederse seneye bu vakitler, anadan doğma üryan bir şekilde gözlerimizi Kongo ya da Uganda’da açıp; kör talihimizi bir de oralarda deneyimleyerek, bize geldi mi tutukluluk yapan bu kelek şansı bir an evvel lehimize çevirmek istiyoruz. Belki şeytanın bacağını bu sefer kırarız belli mi olur?
Share a new essay and bring your perspective to the literature community.
An essay approaches a subject through a personal, open, and exploratory perspective. Discover essays from different schools of thought on Edebiyatla.
Essays on literature, art, society, life, and culture are organized through recent collections and topic categories.
Share your own ideas in essay form, read new work from writers you follow, and encounter fresh perspectives.