Saçıntı
Gelmek yada gelmemek bütün mesele bu gelirsin ama görmek için göz ucunu seçersin bu saçıntı ormanında beyhude kafan karışır ruhun gerilir bir mintan gibi yırtılırsın...
Dur buna yırtılma demeyelimde parelenme olsun hani yürek yangını gibi hani yalıçapkını..
Sende hep var olmayanı severler hani varsında yoksun gibi davranırsın bir boşluğun anatomik çizgilerine ayrılırsın kader öyle duvara çarparki seni kafan bir milyon olur sanki şişenin dibine vurdun şarapları o şarap çanağına lafıda burdan gelir...
Kader turnusol kağıdı gibi yazar aslında iyi adamdı biraz ağzı kokuyordu ama vicdan hanesine geç ulaştı melek gibiydi ama kanatları yolda elektrik direğinde yandı yanık bir ezginin son perdesi gibi...
Demem oki; desemmi bilemedim beni var eden huyum yoklukları yama yapan annemin pamuk beyaz saçları ve nikabına duran sayamadığım yılları...
Yıllar herkesten bir şey götürürde geri getirir mi bilmem kadehler son dönemeçte elim bir yalnızlığın saygı geçidi yollar...
Saçıntı yağmurlarında bu yorgun yıllar.../