Alamancı 2
Düğüne gelenler artık hediyelerini vermeye, takılarını takmaya başlamışlardı. Ortam çok sıcak olduğundan, misafirler bir an önce takılarını takıp yerlerine oturma telaşına düşmüşlerdi.
Takı merasimi bittikten sonra düğün sahipleri, misafirlerine şerbet ve kuruyemiş ikram ettiler. İkramı memnuniyetle kabul eden misafirler, yavaş yavaş kuruyemişlerinden atıştırmaya ve şerbetlerini içmeye başladılar.
Bu durum, aynı zamanda düğünün sonuna yaklaşıldığını gösteriyor ve bu da Cevher'in hoşuna gidiyordu. Çünkü düğünün biraz uzun sürmesi onu sıkmaya başlamıştı.
Dört gözle beklediği kuruyemiş ve şerbet bir nebze sıkıntısını gidermiş olsa da, onlar tükenince, artık Cevher'in düğün yerinde beklemesi için bir nedeni kalmamıştı.
Nihayet misafirler yavaş yavaş düğün yerini terketmeye başlamışlardı. Cevherin annesi ve ablası da sıcaktan bunalmış olacaklar ki, şerbetlerini içtikten hemen sonra, Cevher'i de yanlarına alarak düğün yerinden ayrılıp evlerinin yolunu tuttular.
Cevher hem annesi ve ablasıyla yürüyor hem de ''ya şu çerez ile şerbeti düğünlerin başlangıcında verseler de, bu kadar uzun süre düğün yerlerinde beklemek zorunda kalmasak'' diye için için hayıflanıyordu. Ona göre, düğüne gelenler, çerez almak ve şerbet içmek için düğünün sonuna kadar bekliyorlardı.
Cevher, bir ara annesiyle ablasının yanında olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu ve onları ne kadar çok sevdiğini hissetti.
''Keşke babam ile abim de yanımızda olsalardı, ne güzel olurdu ''diye düşünürken içinin burkulduğunu hissetti.
Abisi Erzurum'da ortaokula devam ediyor ve kızılay öğrenci yurdunda kalıyordu.
Abisinin söylediğine göre, ortaokulu okumak çok zormuş.
Kaldığı yurdun müdürü de çok titiz, çok disiplinliymiş ve ona sürekli ''ulen sarı'' diye hitap ediyormuş.
Yurt personeli ve öğrencilerin, müdürden çok çekindiklerini, bu nedenle de herkesin kurallara harfiyen uyduklarını anlatıyormuş abisi.
Cevher, abisini uzun okul sezonu boyunca ancak iki ya da üç defa görebiliyor, bu nedenle de onu çok ama çok özlüyordu. Çoğu zaman abisi rüyalarına giriyor, ona olan özlemini rüyalarında gidermeye çalışıyordu.
Cevher'in babası ise 1974 yılında Almanya'ya çalışmaya gitmişti. Onun için herkes, Cevher'e ''Cevher ne zaman izine gelecek senin o Alamancı baban'' diye takılıyordu.
Hatta arasıra Cevher'e de ''Alamancı'' dedikleri oluyordu.
Cevher, önceleri bu duruma çok bozulsa da, artık ''Alamancı'' sözcüğüne eskisi kadar aldırmıyordu, kimbilir belki de alışmaya başlamıştı.
Babası da iki senede bir izine geliyor ve bir ay kaldıktan sonra tekrar Almanyaya geri dönüyordu.
Bu nedenle iki yılda bir gördüğü babasına olan özlemi, abisine olan özleminden daha fazla oluyordu. Cevher hem babasını hem de abisini o kadar çok özlüyordu ki, onlar aklına düştüğü zaman göğsünün acıdığını, burnunun direğinin sızladığını, içinin burkulduğunu hissediyordu.
O buğulu bakan masmavi gözlerinin yaşarmasına ve yanaklarından aşağı inci tanesi gözyaşı damlacıklarının akmasına mani olamıyordu.
Sanki göğsünde birşeyler düğümleniyordu cevherin...
-devamı var-