Balon Aşkı
Küçükken, arkadaşlarımla oynadığımız bir oyun vardı. Harun Amca'dan aldığımız balonları şişirip birden bırakırdık. En uzakta kalan sönmüş balon kiminse yarışmayı o kazanırdı. Sonunda bu oyunu kazanan kişi sevinçten zafer çığlıkları atar, diğerlerine üstünlük taslardı. Hatta Cem diye bir arkadaşımız vardı kimse onun balonunu geçemezdi. Hatırladığım kadarıyla pembe puantiyeli turuncu bir balonu vardı. Harun Amca'ya gidip özel balon siparişinde bulunurduk ?Cem'in balonunun aynısından istiyorum' diye. Genede bu veletin balonunu hiç bir zaman geçemezdik. Var gücüyle balonu neredeyse patlayana kadar üfler, sonra bir kaç kere ucunu kıvırır ve bırakmaya hazırlanırdı. Bunu yaparken yüzünde yaptığı işi ne kadar ciddiye aldığı her zaman belli olurdu. Kafasındaki hesaplamalar yüz mimiklerine yansır ve o an çocukluğundan çıkarak sanki bir el sanatları ustasının nidalarıyla balonunu en uzak noktaya fırlatmanın düşüncelerine dalardı. Balonlarımız evimin karşısındaki otoparkın kumdan zeminine konduğunda hepimiz aynı anda-birbirimizi iterek ve büyük bir heyecanla- koşmaya başlardık. Herkes kendi balonunun düştüğü yere gider ve en önde kim var diye bakardık. Her zamanki gibi Cem, sanki seyircilerin alkışlarına cevap veriyormuş gibi kollarını iki yana açar ve bir sağa bir sola eğilerek bizleri selamlardı; daha sonra biz de o sinirle onun peşine düşer ve balonunu parçalamaya çalışırdık. Aynı Cem'in balonu gibi, birden çıkıyor ağzımdan ?seni seviyorum' kelimeleri ve havada zikzaklar çizerek en uzak noktaya konuyor. Her seferinde bu çocuksu sevinci yaşıyorum ve içimden sevinç çığlıkları atmak geliyor. Çocukluğumda yaşayamadığım bu sevinci bana şimdi sen yaşatıyorsun.