Düşünme Denemesi
Son yıllarda hepimizin aradığı bir cevher, mutluluk. Nedir Mutluluk? Mutluluğu sever misiniz? Nasıldır mutlulukla aranız? Barışık mısınız onunla?
Mutluluğu, gerçek mutluluğu tanır mısınız? Ne zamanlar buluşur, kaynaşırsınız? Kimleri yanınızda bulundurursunuz onunla buluştuğunuzda? Mesela anneniz, babanız, kardeşleriniz, diğer yakınlarınız...? Arkadaşlarınız..? Sevgiliniz..? ... Daha kimleri..?
Gelin bu gün bir terapi yapalım sizlerle; ama yalnız, sessiz, kimsesiz, loş bir ortamda. Yanında da fon müziği, şöyle sakinleştirici, huzur verici türden. Unutun; gün boyu yaşadığınız stresleri, iç tırmalayan söz ve davranışları. Kendinizle, yalnız kendinizle baş başa kalın lütfen. Şöyle bir sandalyeye oturun ve gevşeyin. Vücudunuzu rahat bırakın. Yavaş yavaş çalan müzikle kapatın gözlerinizi ve uzaklara doğru dalın biraz. Sanki bir rüya görüyormuşçasına. Ama, biraz kontrollü, biraz duygusal. Şimdi biraz düşünmeye başlayın içten içe. Düşünün ki; emekli gününüz gelmiş. Yıllarca yaptığınız işi artık bırakıyorsunuz. Dostlarınız, yakınlarınız, arkadaşlarınız sizin için bir veda programı düzenlemişler. Gelmesi gereken hatırlı/hatırsız herkes orada. Kimler yok ki; Eşiniz, çocuklarınız, kardeşleriniz, yakınlarınız, iş arkadaşlarınız, mahalle arkadaşlarınız, müşterileriniz, astlarınız, üstleriniz, öğrencileriniz, cemaatiniz, alış veriş yaptıklarınız. Hepsi, hepsi oradalar. Salona en son siz girdiniz. Herkes ayakta ve sizi alkışlıyor. Yüzler gülüyor... Birden aklınıza orada bulunan insanların samimiyetleri takılıveriyor. Teker teker yüzlerine bakıyorsunuz. Bakıyor, bakıyor, bakıyorsunuz. Baktıkça içinizde her defasında başka şeyler beliriyor. Kimi yüzlerde mutlu, kimi yüzlerde huzursuz oluyorsunuz. Yerinize çakılmışçasına düşünüyorsunuz. Ben, diyorsunuz, neden, beni mutsuz eden bu insanlarla bir arada bulunayım. Yakınlarınızdan birini çağırıyorsunuz yanınıza ve;
- Şu şu şu insanları çıkarın salondan. Onlar burada iken mutlu olamam.
Ve çıkarıyorsunuz sizi mutsuz eden herkesi oradan.
Sonra dönüp tekrar bakıyorsunuz hayatınızdaki insanlara, teker teker sevgiyle.
'Oooh bee' diyorsunuz, hayat ne güzel. Bu insanlar ne güzel. Ne kadar da çok seviyorum onları. Sağımda, solumda hep sevdiklerim var. .... Sonra bir ses geliyor sanki gaipten: Hey vicdan sahibi insan! Şimdi, bir daha düşün, salondan dışarı çıkardığın insanlar hakkında. Neden attın onları dışarı? Neden yanında bulunmalarına müsaade etmedin? Yoksa bir haksızlık mı yapmıştın onlara da şimdi onu hazmedemiyorsun. Hangisinin hakkını yedin de ödemedin? Hangisine zulüm ettin? Hangisi için yapman gereken görevi yapmadın? Kim bilir belki de, onlar sana haksızlık ve kötülük yapmıştır. O zaman iş başka... Sonra bir de şöyle düşün, eğer gözlerini henüz açmamış veya uyumamışsan hala; 'Ya ben; şimdi ölmüş olsam ve mahşer meydanında hesaba çekilmek üzere bu dostlarımla karşılaşsam nasıl hissederim kendimi' diye...
Nasıl hissediyorsun bu defa kendini? Yüzün yine gülebiliyor, tebessüm edebiliyorsan ne ala. Herkesten memnun, herkes de senden memnun mu? Yoksa? Ne o? Bu defa kaçmaya yer mi arıyorsun? 'Yevme yefirrul mer'u min.....' hitabı ilahisinde buyrulduğu gibi kaçacak delik mi arıyorsun yoksa? 'Eyvah, bu baziçede bizler yine yandık, Zira ziyan ortada bilmem ne kazandık' mı diyorsun Ziya Paşa gibi?
Ey vicdan sahibi insan! Allah'tan kork Sorumluluklarının farkına var! Kendine gel. Gözünü, gönlünü aç. Etrafına, yakınlarına, ilişkilerine bir bak. Hayatını gözden geçir. Mutlu musun? Gerçekten mutlu musun? Dünyan için ne kadar mutlusun ve umutlusun?
Ya ahiretin? Hangisi için daha mutlu ve umutlusun?
Düşünmek... düşünmek... düşünmek... Mutluluğu, gerçek mutluluğu buluncaya kadar düşünmek gerek. 'Zira bir saat düşünmek bin yıllık ibadetten daha hayırlıdır.' Ne dersiniz dostlar, Bunun için düşünmeye değmez mi? Selam ve saygıyla. 15.10.2008