Duvar üstünde unutulup kurumuş,ekmek arası çikolata
Bukowski nin çıbanları,babasının kayışıyla agnostik düzlemde tanrıyla S.O.S oynarken niye diyebiliyor bünye sadece..Alkol ninni olurken çocukluğuna o uyumuyordu uyuyamazdı ki o ve onlar..Oysa bi dehlizde epilepsi hastası gibi sanrılar gördüğünü zannederdi belkide..İsyan etmezdi çünkü o isyandı zaten.geleceğe,bugüne,çizgifilm kartları gibi oynatılan geçmişe.Kabullenmişlik.. Atarları olan biri..Kötü olmak dövme iğnesi gibi işliyordu nihilist yanlarına.Katran karası renkler ancak gözüne yediği dört tane el kemiği iziyle renkleniyordu.Yıldızlar uçuşmuyordu gözlerinin üstünde kaçışıyorlardı.Dayak yedikçe kendine geliyor dayak atttıkça kendinden gidiyordu.Yol buydu.İvme sıfır değildi bu problemde. Benim çimden adamım vardı onun çimden bahçesi.Ben çimler uzadıkça asimetrik keserken o kocaman bahçenin kafasını simetri hastası hırsına sahip babasının diretmesiyle kesmek zorundaydı.Tek çim tek kayış.. Becher le sidik yarıştırabilrdi belki o vatanı için ölmeye gitmeseydi(!)O da gitti savaşa hemde mavi şortlu adamıyla..Kırık kollu atari koluna sahip çocuğa yenik düşmek bütün hayatına ithaf edilmiş bi nanikti..O yenilmezdi yenik düşen somutluktu..