Kadınlar ve Ciğerleri(Yangın Yeri)
Gidiyorsun artık susuşlarının çığlıklarından belli. Gidiyorsun tek cümlelik veda sözcüklerini bile çok görerek.Bilirim sevmezsin vedaları böylesi daha kolay. Veda etmek çıkıp gittiğin ve asla dönmeyeceğin eve mühürlemek gibi bisey demiştin bir zaman ve mühürlediğin bir yere dönmek en azından mührünün durup durmadığına bakmak için; an meselesi, oysa mühürlemeden çıkarsan tıpkı bir misafir gibi akıp giden caddeye,hayata karışmak daha kolay.. Senin cümlelerindi bu mührünü bırakmadan gidiyorsun misafir gibi sanki geçerken kahve içmeye uğramış konuşulanların kapıdan çıkınca unutulacağı, uzak bir komşu ziyareti gibi.. Git hadi bekletme kaldığın anları yarim bıraktığın kırgınlıklara geri dön ,yitimsiz düşlerine gerçekliğin yakıcı kokusu sinmeden üzerine git.. Terliklerini kapının köşesinde bırak,yanına anlamlarımızı da koy ve git
El sallamayacağım arkandan kapının kapandığı an bende yeniden eski başkaldırıma açılacak içimdeki odalar.Önce sarsıcı bir hesaplaşma yapacağım kendimle,gerçekliğinden şüphe ettiğim dünya üzerinde saklı tüm cesur ruhların kalabalık hayaletleriyle tek konuşup susacağım sonra, dilimde kaygan kelimeler olmayacak teselli niyetine.Sorgulamayacağım yanlışlarını doğrularını bana göre değil zaten sorgular yıpranmaktan başka şeye yaramıyor.Ama bir sure sonra azıcık genişleyince soluğum ayıklayacağım yaşanan her küçük detayı;seçip çıkaracağım içinde yüz buruşturulanları, senden geriye sadece gülümsemelerin kalacak hani o kocaman güzel gözlerinde bile görülen...Eskici diyordun ya bana yine saklayacağım eski ama taptaze güzellikleri.Ardından bir derin soluk vereceğim,ciğerlerimde ki yangının külleri usulca (seninde bir yerde mutlaka soluğun) havaya karışacak bir kez daha karşılayacak beni Anka kuşları, akşamın bağışlayıcı kolları uzanırken mührü eksik kapılarıma...