Kaza Ve Kadere İman
...Elektrik Çarptı... Damdan Düştü... Toprak Kaydı... Kimyasal Zehirlendi... Yürek yandı, ocak battı, yetim kaldı... "Yaşamak ,kelebek gibi, bir günlüğüne ve bağlı yanlızca inceen de ince pamuk ipliğine" Gecenin ilerleyen, gündüzün çoktan bitmiş, çalışmanın asla bitmediği, 16:00- 03:00 vardiyasının bir yere varamayan bir anında, bir işçinin hayatını düşünürken, zihnimde rastladım yukarda ki şiirsel dehşet ibaresine. En üstte kikısa haber ve başlıklarsa, hergün en az bir kaçıyla karşılaşmazsak, günü hayra yoramayacağımız, sıradan, olması gereken ve bilincimize olması gerekenden küçük puntolarla kazınan yaşanmışlık/yaşanamamışlıklar demetinden bir özet... Ve hep aynı mizansen, her yaşanamamışlık ererken nihayete.Timsahtan ödünç alınmış bir kaç damla gözyaşı, cellat duyarlılığında acı beyanı, satılık kalemlerden dökülen çalıntı ve ağlamaklı cümlecikler. Siyah giymekten ibaret bir matem ambiyansı... Gidenden kalanların acılarını video karelerinde, bölük pörçük sunma sevdası. Tüm bunlar olup biterken acının ikametgahında, ismini vermek istemeyen (ki onların isimleri her isteyene verilecek kadar ortalık malı değildir. Söz konusu işçi olunca, isminin,onurunun ve canının alınmasında bir beis görmezler kat'a. "ikide bir" gibi peryotlarda sırasıyla alıp katarlar etten ve kandan servetlerine) bir yetkili bağlanır, etkili bir TV programına. Ölenlere rahmet, ortada kalakalanlara başsağlığı dileyip, olaydan duyduğu (aslında zerre duymsamayıp bir yerlerinden uydurduğu) 'acısını' dillendirir, belkemiksiz diliyle. Sonra mı..? Sonra beklenmeye başlar bir sonra ki 'elim kaza'. Ben bunları yazarken, unutulmaya yüz bulamamış, bir eski yaşanamamışlık hikayesi düştü aklımın salonuna.
"Raif Karaman'ın Babası da Aynı Ocakta Ölmüş"
"Bir maden ocağında göçük altında kalan bir işçinin cesedi çıkarılırken, 3 gündür haber alınamayan Raif Karaman'a ise ulaşılamadı. Karaman'ın babası Hüsnü Karaman ile 25 yıl aradan sonra aynı kaderi paylaşmasından endişe ediliyor. Baba Hüsnü Karaman, 1983 yılında Asma-Dilaver İşletmesi'ne ait ocakta su ile kömür tozunun karışması sonucu meydana gelen şlam patlaması sonucu göçük altında can vermiş. Raif Karaman ve 4 kardeşi de bu tarihte babasız kalmış."
DEJAVU..!
Şimdi adını hatırlayamadığım bir ilde, haftanın hatırlayamadığım bir gününde, adı hatırlanamayasıca bir madende, kaçıncı elim kaza, kaçıncı cinayetti bu..! "3G" işçiliğe mahkum edilmiş, nesilden nesile aktarılan göçüklerde, kaçıncı göremeyişti bir daha doğacak günü..! Kçıncı batışı ocakların ve kaçıncı ölüm sırasına sokuluşu doğacakların. Oysa söylenen hep başka bir masal değilmiy di yıllarca.Mutlu olmak için; "Türk" olmanın, açlığa karşı; "şükür" demenin, sihirli bir anahtar olduğundan dem vurulmamışmıydı..! Peki öyleyse, şimdi bu mutsuz, aç, soluksuz kalması niye, "Tanrı Dağı kadar Türk, Hira dağı kadar müslüman" bünyenin..! Artık daha başka seslere kulak ve yürek kabartmanın vaktidir. Bir saniye sonrası, "geç kalmışlık" olarak yaftalanmadan tarihçe, aç gözünü, ancak bir sınıf olduğunda görebileceğin güzelliklere. Hani diyor ya diyen; "işçierin zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyşeri yok, kazanacakları bir dünya var oysa" Mevsimidir yepyeni baharlara ulaşacak bu sese katmanın sesini. Yoksası; acıyla katmerlenmiş önmrüne, acımtırak, kaçak bir kat katmaktan başka birşey değil...