Leyl ile Nehar
Leyl - Nehâr
Masum muyuz, aşk için mi bu arayış?
TÖHMET !!
Bilinen en son yaşanmış aşk hikâyesi onbeşinci yüzyılda Fuzûlî elinden, gönlünden çıkma Leyla ile Mecnûn.
Tutkuyu, arzuyu ve beşeriyette insanoğlunun yaşayabileceği bilcümle duyguyu yaşayan aşık ile maşuk...
Yirminci yüzyıla geldiğimizde ise ne Leyla ne de Mecnun'dan bir iz kalmadı. Leyla’sına kavuşamayan Mecnûn ilahi aşkı keşfetmiş, ömrünü son nefese kadar öyle yaşamıştı fakat günümüzde Leyla’ya kavuşamayan başka bir bedende teselli aradı. Bırakın ilahi aşkı aramayı, aklına dahi getirmedi ki aşk akla değil gönle değen bir şeydi. Sevdiğinin bedenini elde edemeyince başka bedenlerde teselli aramak daha kolaydı ve biz kolay olanı seçtik. İnsanoğlunun kendine yaptığı en büyük kötülüktü Allah’ı unutması. Çocuk katletmekten, savaşlardan, zînadan ve bildiğimiz tüm kötülüklerden daha kötüsüydü bu. Ve böylece bütün insanlık töhmet altında kaldı. (Günümüzde Allah aşkıyla yanan ve ilahi aşka sarılanlar hariç )
—Eğer aşksa aradığımız neden bedenlerde arıyoruz ?
UMUT TACİRİ !!
Herkesin malumu çağımızda hayat şartları inanılmaz derecede zor. Yaşadığımız zorlukları tek tek anlatmaya gerek yok fakat yarına çıkmamıza vesile olan Allah’tan sonra bizi hayatta tutan bir şey daha var: Umutlarımız...
Gelin görün ki beşeri bedenler üzerine kurduğumuz hayaller bir süre sonra hayatı daha yaşanmaz bir hale getiriyor. Ne yazık ki umut taciri olup çıktık her birimiz. Ne de olsa umutları alıp satmak bedava, yıkmak da...
Peki sizli hayaller altında can vereceksek, neden bu hayalleri kurmamıza izin veriyorsunuz ?
İlahi aşkın yolunu kaybetmişken beşeri aşklar üzerine hayaller kurup umutlar beslemek bize güzel bir hayat sunuyor mu? Oysa ilahi aşkın saflığı, yüceliği bize fazlası ile yetecekken beşeri aşklar altında ezilmek , Allah’ın insanlığa bir lütfû olan resulü Ekrem efendimizin (s.a.v) ümmetine yakışıyor mu ?
—Her aşk kendi masalında kayboldu, peki biz neredeyiz ?
RÜYA !!!
Dünyada olup biten bunca kötülüğe rağmen asıl ölmenin yaşamak olduğunu öğrenemedik. Bize ait olmayan hayatları ve olmadığımız insanları yaşıyor ve yaşatıyoruz. Yaşadıklarımızın bir rüyadan tek farkı düştüğümüz zaman canımızın yandığını hissedebilmemizdi. Rüyalarda yaşmaktan gerçeğe bir türlü geçemedik.
—İnsan neden yalan söyler ki üstelik en sevenine ?
AŞK İÇİN !!
“Senin için ölürüm. Sen her şeysin. Hayatımda ilk kez birini böyle seviyorum. İlkim sen oldun sonum sen olacaksın. Gülüm. Papatyam. Kır çiçeğim. Bu hayat sensiz yaşanmaz.Seni seviyorum vs vs vs.”
Yukarıda okuduğunuz kelime ve cümlelerden gerçek olan hangisi ?
Arkadaş, dost, sevgili, kardeş gibi yakınlığımız bulunan herkese söylediğimiz yalanlardan birkaçı .
(Bekle dedi gitti,
Ben beklemedim,
O da dönmedi.
Ve hikayenin sonu şöyle bitti:
Giden dönmedi,
Kalan da ölmedi.
-Anonim)
Ne yazık ki bunca yalan dolan sadece aşk içindi !!
—Aşk neden sadece şarkılar, şiirler ve kitap sayfaları arasında misafir oldu evlerimize ?
EVLERİMİZE ? !!
Beşeri aşkın kölesi olan insanoğlu kendince hep aşkı aradı. Aşk için töhmet altında kalan, umut tacirliği yapan, rüyalarda yaşayan ve bütün bunları aşk için yapan insanların aşk elbette gönlüne değil sadece evlerine kadar girdi. Hemen hemen herkesin evinde en az bir aşk kitabı vardır. Ve gerçek aşk; o kitapların, şarkıların, şiirlerin arasından gönlümüze giden yolu bir türlü bulamadı. Dönüp kendimize şunu sormalıyız; aşk için hele hele ki beşeri aşk için bir saniyesine dahi hakim olamadığımız bir hayatta fırıldak olmak bize yakışıyor mu ? Kendimize karşı dahi gece ile gündüz kadar farklıyız, kendimize dahi yalan söylüyoruz. Bu normal kabul edilebilir mi?
(Bir saniyesine bile hakim olamadığımız bir hayat için fırıldak olmanın alemi yok.
-Merhum Muhsin Yazıcıoğlu)
Hayırla kalın...
Saygılarımla
(Gelmiş geçmiş tüm ümmet-i Muhammed’e (sav) , şehitlerimize, ilahi aşkı bulmamız için bize yol gösteren Allah dostlarına bir Fatiha okuyalım . Rabb’im kabul buyurur inşAllah.)