Parasız Yatılı
Parasız yatılı hüzünler birikir gözlerimize. Gözyaşlarımız parasız yatılı durur kirpiklerimizin ucunda ranzasından ha düştü ha düşecek. Geçmiş zamanda kurduğumuz cümlelerimizde ikinci çoğul şahıstır öznelerimiz, dolaysız tümleçlerimiz ve belli belirgin nesnelerimizle. Şairliğimizden utandırırcasına gıdıklar kalemiyle kağıdını Mutlu Çelik:' Yorganımın altına gizlediğim gözyaşım /Ne bilirdim bir gün sel olup da taşacak /Benim derdim, acılarımı anam bilmesin /Sanırdım çocukluğum yorganımda kalacak'
Çok da uzak olmayan bir Anadolu kasabasında düştü bizim de payımıza parasız yatılı. Ortaokulu yeni bitirmiş ergenliğe ermeye çalışan bıyıklarına henüz ter düşmemiş ya da henüz düşmüş çocuklardık. Şairin dediği gibi oldu parasız yatılı ilk gecemizde. Başlara çekilen yorganların altından sardı bütün odayı hıçkırık sesleri. Şimdi oda dediğime bakmayın o zamanlar 'koğuş' diyorduk on altı kişi birden kaldığımız o mekanlara. Dobesli Fatih, Sallili Deli Selo, Yozgatlı Devran... Memleketin en doğusundan batısına, en kuzeyinden en güneyine en orta noktasına kadar aynı havayı soluyorduk aynı koğuşta. Hayaller biriktiriyor, daha reşit olmayan yaşımıza rağmen memleketi kurtarma çabasına düşüyorduk. Bekçi Ferhat'ın 'Işığı söyündürr' demesinin ve koridorun karanlığında kaybolmasının hemen ardından kalkıyor, ışığı yeniden açıyor yanı başımıza da Biyoloji Öğretmeninin bakkalından aldığımız ay çekirdeğini almayı ihmal etmiyor, başlıyorduk memleketi kurtarma çalışmalarının ilk adımına.
Kimimiz Ağrılı, Kimimiz Manisalı,Yozgatlı, Gırıggaleli memleketin dört bir köşesinden ayrı kültürlerden gençler aynı sofraya oturuyor,aynı ekmeği paylaşıyorduk.Belki de hepimiz ilk kez sabah kahvaltısında demir bardakta 'şap'lı çay içiyorduk.Aynı sabaha günaydın diyorduk, benzer umutlar biriktiriyorduk gönül kumbaramızda. Aynı tadı alıyorduk akşam yemeğinden önce yemekhanenin penceresinden masumca çalınan sıcak ekmeğin buğusunda. Hep mercimek çorbası içmek zorunda kalıyorduk aynı müdür yardımcısının her nöbetinde. Yine aynı müdür yardımcısının nöbetlerinde sabah kahvaltısından önce banyo sırası oluyordu erkek yatakhanesinde özel izinle. O müdür yardımcısı Din Kültürü Öğretmeni olunca e tabi bir de 'şap'lı çaya selam ve muhabbetle
Çoğumuzun ilk aşkı düşüyordu gönül hanesine. Kimimizin platonik...Kimimizin karşılıklı...Kimimizin karşılıksız...Ama bir aşk düşüyordu gönüllere; ilk aşk düşüyordu. Sonra defterlerin arkasına, sıraların üstüne ilk şiirler. Hatta erkekler yatakhanesinin tuvaletinin kapı arkasına 'Ayşe seni seviyorum!'lar düşüyordu. Ve haliyle o Ayşe kim ise o yazıyı hiçbir zaman göremiyordu. Hasanoğlandaki okulumuzun açık hava tiyatrosunda tarih araştırmaları yapılıyordu kızlı erkekli ve okul müdürümüz tören alanında dile getiriyordu bunu :'Açık havada kızlı erkekli tarih çalışmaları yapılıyor,yapılmayacak 'diye. İlk aşklara, ölümüne ilk dostluklara,ilk kavgalara,ilk günaha belki de ilk sevaba şahit oldu her bir duvarı, her bir adımı, her bir zerresi parasız yatılı okulumuzun. Etütlerde ders çalışmak bahanesiyle açılmış kitapların üstüne yan dayayıp başımızı, gözlerimizi kapatıp hayaller kurduk aşka, hayata, geleceğe dair. Karanlığı korkutan umutlarımızdan duvarlar ördük gecelere inat ve yıllar sonra gördük ki aslında bir şiire ilham verdik ve İbrahim Ormancı o yılları yazdı mısralarda belki de parasız yatılı birçok öğrencinin adına:' Okula uzak bir parkta/ Bir cigara içtikten sonra/ Bakkaldan nane sakız almak gerek/ Eli sopalı bir öğretmen nöbetçi çünkü/ Ağızlar kokmasın değil mi?
Şimdi kime sorsanız parasız yatılıya geri dönmek istemez. Yaşamak istemez o sıkıntılarını. Ama bana sorsanız yeniden dönmek isterim. Belki de o günlere geri dönmenin mümkün olmadığını bildiğim için. Anılarımızı paylaştığım hikayemizin kahramanlarından kimi ise bugün Anadolu'nun ücra bir kasabasında kendi kültüründe, kendi dilinde insanlara hizmet ediyor bir hekim olarak aynı zamanda kendi düşlerinin hekimi, kimi patikalarında yalnızca eşeklerle yol alınabilen köylerde alfabe öğretiyor ülkenin aydınlık geleceğine,kimi sınır boylarında nöbette. Ve biz şimdi zihnimizin bir köşesinde parasız yatılı bir yer ayırdık anılarımıza. Çünkü biliriz parasız yatılı güzeldir. Çünkü biliriz parasız yatılı her insanın ömründe en az bir defa değil belki ama ömrü bittiğinde edeceği bir tecrübedir. Çünkü parasız yatılı bir başvurudur verdiğimiz son nefesimiz; ilk aldığımızda ve 'toprak parasız yatılıdır', mezar taşı parasız yatılı bir ranza.