Yazar Okur İlişkisi
This piece was featured as the selection of the day on 25.04.2022.
Yazmak sorunsal bir eylemdir.Sancıların baskısı, yazarın kalemini tetikler.Okuru,boş geçmemek gerekir. Okur,yazıya odaklandıkça sancı paylaşımı aynı oranda artar.işte burada yazarın uslubu devreye girer.Örneğin Tolstoy ve Dostoyevski'yi okuyup kitabı kapattığınızda bulunduğunuz alan ve zamandan çok o dönemin Çarlık Rusyasındadır ruh haliniz.Fakat bu başarılı usluba ve içeriğe rağmen yazar yine bazen okuyucuyla arasında bir mesafe hisseder.
Hani Atilla Ilhan der ya:"Çoğu zaman üç beş kişi için yazdığımızı sanırız, onlar bizi okumazlar. Asıl seslendiklerimiz, hiçbir zaman tanımayacağımız, başka üç beş kişidir"
Yani ,aslında yazar-okur ilişkisi platoniktir bir açıdan.Okur,istediği yazarı seçebilirken yazarı düşlerdiği okura ulaşması daha zordur.
Bu durumda yazarın "özgürlük durumu" devreye giriyor.Bir roman yazarı , en marjinal içerikler üretebilir,kahramanlarını ,beklenmedik trajediler yazablir ya da radikal bir aşk tarifi yapabilir ama neden bunları istediğince yapamaz?Yazara sınırı hatırlatan nokta neresidir/kimdir? Bu noktada devreye okuyucu girer. Her yazar okunmak amacıyla yazar. İster belirli bir kesim için, isterse kendisinden sonra gelecek kuşaklar için yazsın. Amacı okunmak ve etkilemektir. Bu amaç, eserini yaratırken yazarın sınırlarını belirler.
Buradan okuyucunun üzerine çok sorumluluk düşmediğini ya da çok özgür olduğunu söyleyemeyiz.Gerçek okuyucu için edebiyat bir vakit geçirme aracı değil, başlıbaşına bir amaçtır.
Gerçek okuyucu yazarın yarattığı etkileren geçici bir heves ile kurtulamaz.O etkileri analiz eder, süzer,deneyimler ve hayatının realitesiyle mukayese eder.
Diğer taraftan yazar,yazarken başlangıçta deşarj olma,kendi dünyasını içeriğe yansıtma gibi kaygılar taşısa da aslında okuyucuyu düşünerek ürettigi bir yapıt bittiğinde yazar daha sonra dışarıda kalır ve metinle okuyucu arasındaki diyaloğu izler.
Bu diyaloğu izlerken romandaki gizemi bozmamalıdır.Örneğin,romanın basımından sonra roman yazarıyla romanı hakkında yapılan konuşmalarda romana dair her şey sorulur ve roman yazarı neden ve nasıl yazdığını, romanına yerleştirdiği yapısal özellikleri kısaca romanına dair her şeyi okuyucuyla paylaşır. Burada şöyle bir soru sorulmalıdır:
Roman yazarı romanına ilişkin her şeyi okuyucuya açıklamalı mı? “Aslında açıklamasa daha iyi olur. Çünkü böyle bir açıklama tehlikelidir. Genellikle romanda duygu düzeyinin düşmesine, düşünce ve heyecanın örülmesine yol açar” Okuyucu, romanı okuduğunda kendi düş gücüyle tamamlamalıdır. Yazarın müdahalesi her bir okurla farklı anlamlar kazanan romanın tek-tipleşmesi anlamına gelir.
Yazar-okur arasındaki diğer nokta okurun beklentileri.Okurun "Zor"diye tarif ettiği ve okumaktan kaçındığı yazarlar eğer estetik kaygılı yazıyorlar ise ; popüler yazarlara göre ,okuyucuyla kurdukları bağ ,daha uzun süreli ve daha kuşatıcıdır.
Ayrıca edebiyat sadece keyif alma ya da zamanı tatmin etme anlamında değerlendirilmemelidir.
Rita Felski ,der ki: "edebiyat, şeylerin nasıl olduğuna dair algılarımızı geliştirme ,genişletme veya yeniden düzenleme gücüdür."Edebiyatın düşündürücü ve sorgulayıcı kısmına vurgu yapmıştır.
Özdemir Asaf:"Senden yana olanın da , sana karşı olanın da bir değeri yok; Seni Anlamadıkça.." der. Yazar-okur ikişkisinin anlamsal bağının kuvvetlenmesi için her iki tarafa da sorumluluklar düşmektedir.Bu duyarlılık ve bilinç ile anlamsal bağ kuvvetlendirilebilir.