Y'siz Yazmak Yahut Yaşamı Yazmak
Yanımdan geçen kalabalıkça bir grubun; "F Tipi Yaşam İstemiyoruz!" bağırtısıyla irkildim. Ancak bu irkilme, sessizlik anında ortaya aniden bir sesin çıkmasından kaynaklı değildi. Daha çok etraftaki sağır edici sesi yırtıp gelişindendi. Kulağımdan beynime doğru, vizesiz-pasaportsuz bir gelişti irkilmeme neden olan. "Neden oldu" doğru bir yargı olmadı sanırım. "Sağladı" demek en doğrusu. Nicedir bir kaç duyu organımızla aşinaydık bu "F Tipi kalıbına ama hep "hapisaneler" kelimesinin önünde duruyorlardı, F Tipi Hapisaneler... Ki onlarda başta adalet bakanlığı ve bil cümle resmi ağızca, "5 yıldızlı otel" tadında anlatılmış ve toplumda bunlara karşı çıkanlar için ; "onlar zaten her .oka karşı çıkıyor" fikriyatı uyandırılmıştı. Şayet dedikleri gibiyse , F tipi yaşam denilenden kasıt, 5 yıldızlı bir yaşam olmalıydı. Oysa grup büründüğü; "topuktan göze kadar" öfkeyle ve büyük harflerle DEĞİL diyordu. Bir yanımda protestocu grup diğer yanımda silahlı, gazlı, coplu, çevik polisler olduğu halde öylece çakılıp kaldım. Bulunduğum yeri, dünyanın merkezi sanıyordum. Yeri gelmişken; insanın bulunduğu yeri dünyanın merkezi sanrısı yaman bir haldir. Ne yana yönesen dengenin o yan lehine değişeceğini sanırsın. Kendini türünün tek örneği olarak görmekte işin cabası. Bu ruh hali içinde yoluma devam ettim, merkezden kaymamaya azami özen göstererek. "internet Cafe" tabelalarının kainatın sırrına erişebilmenin anahtarı olarak görüldüğü bir dönemdi aynı zamanda içinde olduğum gün. Karşıma çıkan ilk internet cafeye bu his ve mağrurlukla girdim. Arada kendimi kontrol etmeyi ise asla ihmal etmiyordum. Neyse ki hala merkezden sapmamıştım. Dünyaca ünlü arama motoruna "F Tipi" yazıp beklemeye başladım bahtıma ne çıkacağını. Saniyeler içinde döküldükçe döküldü envai türden başlık. İlk baktığım (bundaki amacım nasıl bir malzemeden kıyamet koparıldığını anlamak gerekliliğiydi. bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz ya o bab'da!) f tipi hapisanelerin teknik özellikleri oldu. Bu konuda, kuvvetle muhtemel resmi bir siteden, yazılara göz atmaya başladım. Yazılarda hapisanenin yapısı (hücre biçimlerini, içindekileri, uygulamaları v.s..) mekanik bir biçimde anlatılıyordu. Bakınmaya devam ederken, ilk siteye komşu olabilecek resmiyette ancak birbirinden tiksinen komşuluk ilişkileri kurabilecek bir sitenin sakini olan bir yazıyla yüz-göz oldum. Yazıda sık sık geçen, "tecrit", "tretman" kelimeleri sık geçişlerine değer bir ölçüde dikkatimi cezbetti. İlk okuduğum yazıda lüks otel görüngüleri olarak sıralanan özellikler, bu iki kelimeyle (tecrit-tretman) içeriklendirilince, otel, gözümde önce izbe bir pansiyona sonrada giderek bir cehennem çukuruna dönüşmeye başladı. Cehennem çukurundan farkı insanları toptan yakmıyor (içindekileri tedavi edilmesi gereken hastalıklı ruhlar olarak gördüğü için-TRETMAN) onların 'hastalıklı' kişiliklerini, düşüncelerini silip yok etmeyi amaçlıyordu. Bu amaca ulaşmak içinde bu 'lanetli insanları olabildiğince birbirlerinden uzak tutmayı düşünüyordu. (TECRİT). "F Tipi Yaşam İstemiyoruz" cümlesinin bende cisimleşmeye başladığı an da tam o an oldu işte. ilerledikçe karşılaşmadığım kurum kalmadı neredeyse, başbakanlık, emniyet müdürlüğü, adalet bakanlığı, milli güvenlik kurulu, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları, tutsak ailelerinin bir araya geldikkleri dernekler, radikal devrimci örgütler v.s... Herkes kendi cephesinden olaya açıklık getirip çağrılar yapıyordu. İnternet cafeden kafamda "bini bir para" sorularla çıktım. Hayatımda ki en büyük kafa karışıklığım iyice su yüzüne çıkmıştı. Bir tarafta, dünyaya gözümüz açtığıızdan beri bilincimize, koruyan-kollayan, herşeye kadir, DEVLET BABA olarak nakşedilen bir kurum, diğer tarafta; "aman onlar kömünist, dinsiz, allahsız, vatan haini, onlardan uzak dur" diye çizilen bir ideoloji ve insan profili ve en beteri resmi ağızların dışında haklarında bilgi edinilmesi yasaklanan, sansürlenen, yakılan yok edilen insanlar ve onların dünya görüşleri vardı. Böylesi bir kızılca kıyamet ortasında kendimi merkezde görmek görece rahatlatıyordu içimi. Ne de olsa 'nerden baksan' tarafsızdım. Beni bu güvenli konumumdan koparacak 'virüs' çoktan içimde filizlenmeye başlamıştı oysa. Bu anlamda ilk aklıma gelen, allanıp-pullanıp, insanlığa zerk edilen "yeni dünya düzeni" nin insanlığa bıraktıkları oldu; "YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR-BAHÇE!" Bir yanımız baldırı çıplaklar diğer yan sefahatın, zerafetin, bolluğun-bereketin semirgen sürücüleri. Bu yaman çelişki içinde devlette olsa olsa bu düzene karşı olanların, düzeneğe el uzatanların ellerine vurulacak bir sopa olabilirdi. Okuduğum onca yazı kafamda oluşturduğum onca senaryodan sonra en başa , f tipi yaşam konusuna dönebildim yine. Kendi yaşamım geldi gözümün önüne ilkin. Nicedir sürdüğüm ,"okeye yancı" kişiliksizliğinde, "bir oda bir salon" darlığında, umutsuzluğun ağırlığı altında, soğuk almak korkusuyla kafamı 'pencerenin dışına' çıkartamayan, soluk almaktan ve kendini tarafsız görmekten ibaret bir yaşam yanılsaması acı acı yüzüme vurdu bir an. Kendimi yanlız ve tarafsız gödüğüm, etrafımda kendini benim gibi gören mlyonların olduğunu fark etmeden/edemeden sürüp giden hilkat fukarası bir garip haleti ruhiye. Sadece bende değil, dünya da herşey saçma-salak bir işleyişte gidiyordu ki sormayalım gitsin (sormayalım ki hep öyle gitsin). Bireysel çeşitlilik dendikçe herkes birbirinin kötü kopyaları oluyordu. Üretim teknolojileri dehşetengiz bir gelişim gösterirken açlık kitlesel olarak artıyordu. Bir tarafta bilim neredeyse "sıfırdan insan yapma" düzeyine çıkarken diğer yandan milyonlarca insan basit bir aşı ile önlenebilecek hastalıklardan ölüp gidiyordu. Neresinden tutsan elinde kalan, insanlığı, gezegeni her an rüsva eden bu gidişe hangi akilene tavır onay verebiliyor/veriyordu. Kafamdaki onyüzbinmilyon soru içinden bir tanesi her daim canlı ve ışıl ışıldı; "Lüks bir geminin, lüks bir kamarasında ya da lüks güvertesinde yolculuk edenle, aynı geminin kazan dairesinde, fareler arasında o da gemiyi hareket ettirme şartıyla yolculuk edenler aynı şekilde yaşayıp aynı şeyleri düşünebilir miydi?" bu düşünme sürecinin sonunda vardığım liman artık "merkezin" çok uzağında, insani olana kıyıdaş bir yerdeydi. Günün başlangıcında hissettiğim; " dünyanın merkezinde, tek, tarafsız olma" duygusu, kendini öyle sanan milyonlar olduğunu öğrendiğim anda tuzla buz oldu. Tarafsızlık sandığım boşluktan çıkıp akıldan ,bilimden, insani olandan yana bir yolculuğa niyetlendiğim anda dilimde iki cümle vardı; "F Tipi Yaşam İstemiyoruz" o halde "İçerde Dışarda hücreleri Parçala"