Birkaç Santim
Sırtında, kürek kemiğinin biraz altında küçük bir et beni çıkmıştı. Yeni fark etmişti. Çay ağacı yağını alıp banyoya girdi. Şişenin kapağını açtığında keskin kokusu hemen yayıldı.
Parmağına biraz yağ damlatıp sağ kolunu arkasına uzattı. Olmadı. Bu kez sol koluyla denedi. Omzunu çevirdi, yükseldi. Tam ulaşacakken eli kaydı.
Aynanın karşısında bir daha denedi. Kolunu biraz daha büktü, omzunu zorladı. Parmakları et benine yaklaşıyor ama bir türlü dokunamıyordu.
Birkaç santim...
Biraz daha uğraştı. Sonunda kolunu indirdi. Şişeyi lavabonun üzerine bıraktı.
Eskiden olsa seslenirdi. Şimdi ev sessizdi. Mutfaktaki saatin sesi bile duyuluyordu.
İnsan kendi bedeninin bu kadar uzağında olabilir miydi?
Banyodan çıkarken ışığı söndürmedi.
Günler günleri kovaladı. Banyonun ışığı hep açık kaldı. Her gün banyoya yeniden girdi. Kolunu esnetti, omzunu çevirdi, parmaklarını o birkaç santim daha ileri götürmeye çalıştı.
Ve nihayet...
Bir damla yağı sürebildi.
Aynaya baktı. Gülümsedi.
Şişenin kapağını kapattı.
Bu kez banyodan çıkarken ışığı söndürdü...