Kaptan Serpultas
Malta'da doğup Marsilya'da dans eden aşk... Aşk bir mutluluk mudur? Yoksa ebediyen acı verecek bir ceza mı? Belki de: aşk, sadece bir hayaldir aşıklar arasında...?
Bir şafak vaktiydi; Akdeniz'in o bereketli güneşi uzak mı uzak ufukta hafifçe sırıtmaya başlamıştı. Malta Adası'nın ufak koyları aydınlanmaya başlamıştı ki Gozo Adası'nın kuzeyindeki eski ve küçük bir liman olan Marsalforn'da ahali erkenden uyanmıştı. Faşist ordusunun hain bombaları birkaç haneyi aniden vurmuştu. Küçük kasabadaki birkaç feryat ve çığlığı, acı acı, kıyıdaki burunda yalnız başına oturan ve sessizce ağlayan hizmetçi kız duyuyordu. O da biliyordu olanları; ama o kararmış ruhunun derinliklerinde tek zerre bile merak ve ilgi kalmamıştı. Annesinin ölümünden beri kendinde değildi zaten. Babası mı? O, şimdilerde Tunus'taki bir otelin çöplüğünde sarhoş ve bitik hâlde yatmaktaydı; zaten her yerde bir piçi olan bu adamın, Malta'daki yetim kızı aklına bile gelmiyordu. Kız, uzaktan sırıtan güneşe ölü gibi bakarken dalgalar birer okşayış gibi kıyıya vuruyor, merhametlice ilahiler okur gibi haşırdıyordu. Tam o sırada Kaptan Serpultas, yelkenlisiyle birkaç tüccara önderlik ederek sakin deryayı aşmış; kuru dumanlar yükselen ama hâlâ hoş duran limanın kıyısına varmıştı. Tüccarlar, ücretlerini ödedikleri gibi limanın daha yeni yıkılmış hanelerinden bir şeyler koparmak için koşmaktaydılar. Kaptan, onlara iğrenerek baktıktan sonra ahaliyle konuşarak olanları öğrenmişti ki Malta'nın diğer kıyılarından da savaş sesleri geliyordu ve tüm halk tedirginlik içindeydi. Irağa doğru bakan kaptan, burunda istemsizce cılız bir parıldama gördü ve içinden "Herhangi bir cam parçasıdır." dediyse de gönlü onu öylece bırakmadı. Bilinmez bir arzu içinde kardelen gibi bitmiş; bu merak, hâlâ parıldayan incecik ışık hüzmesine doğru, dizginlenemeyen bir şekilde yürümeye, hatta yaklaştıkça ıslak kumda koşmaya başlamıştı. Yaklaştıkça siyah bir silüet üzerinde ışık parıldıyordu ve Kaptan daha da meraka geliyordu. Yaklaştı, yaklaştı ve en sonunda üzerinden yaş akan küçük bir inci tanesi kolyenin takılı olduğu kız ile göz göze geldi... Kızardı, utandı ve mahcup bir hâle büründü! Ah o dudak, göz, ve sırmalı boyun! Kaptan, içten içe, ışığın geldiği o kolyenin asılı olduğu boyuna baka kaldı ve zavallı hizmetçi kız hemen kızarıp boynunu kapayarak ayağa kalktı; gözünü kapayarak koşmaya başlayan kadın seslice bağırdı: "Tħarisx, ja pervertit!" Ve ayakları koşarken kumlar kaptanın cebine ve koynuna doğru tozuttu... Kız, uzakta gene siyah bir silüet hâli aldı... Kaptan ise dona kalmış; cebine ve koynuna kaçan kumları bin bir uğraşla cebindeki fularına toplayıp sıkıca avcuna aldı, kavradı ve kalbine bastırdı... Kaptan günlerce kızı arayıp durduysa da onu bulamadı; her yere sormuştu. Evet, bir iki tanıyan çıkmıştı ama yıkık bir ev adresinden ve zalim babası ve zavallı annesi hakkında dedikodulardan başka bir şey söylememişlerdi. Kaptan, kızı bulamamanın verdiği gamla limanda bir romu aşk ve acı ile diklerken içinden "O kız benim aşkım! O kız benim gerçeğim! O kızı elbette bulacağım ve o boynuna aşk ve sevgi ile sarılacağım!" diye geçirdi; genç ve ateşli gözleri parıldayarak... Sonra sarhoş bir şekilde meyhane kapısından çıktı ve verandadan kasabaya doğru baktığında birkaç ruhsuz mum ve fener ışığından başka bir şey yoktu ... Ama burunda gördüğü aynı ince ve cazip ışık süzmesini tekrar gördü ve bu sefer hiç düşünmeden koşmaya başladı. Önce harabe sokakları ve yıkıntı enkazlara takılarak geçti; orman patikasına doğru karanlık, gözü kör bir şekilde koşup, bin bir türlü nebat ve dikeni hiç düşünmeden aştı! Aştı ama... Sonunda vardığı açık, çimenlikteki uzun söğüt ağacı, efkârlıca ay ışığında parıldamaktaydı ve söğüdün limana bakan yüksek dalında, sıska ve kısa boylu ama upuzun kumral saçlı ve boynunda inci kolye takılı bir kız suskunca asılı durmaktaydı...
Acı ve Gam içinde geçen zaman...!
Kaptan Serpultas, bundan yıllar sonra Marsilya'da, dalgalar arasında hayalinde o Malta'da ki hizmetçi kızı aklına getirip dansa kaldırdı ve ondan alıp yıllarca sakladığı inci kolyeyi boynuna taktı. Dalgalar boyu uzayıp giden mektup asla gideceği yere varamadı. Kaptan Serpultas'a bir daha kıyıya çıkmak nasip olmadı...