Kıyıda Kalan Son Kürek
Kumsalın son noktasında, dalgaların ulaşamadığı yerde bir kayık duruyordu. Ben onu ilk gördüğümde kıyıdaki kumlar ayakkabılarımın içine dolmuş, rüzgâr yüzüme tuz serpiyordu. Kayığın kenarı kurumuş, boyası kabarmıştı. Ama dibine bakınca hâlâ sağlam olduğunu fark ettim. Bunu bilmek, insanın içini sızlatan türden bir bilgiydi.
Bu koyu çocukluğumdan beri tanırdım. Babamla her yaz sabahının karanlığında buraya gelir, ağları hazırlardık. Kürekler nemli bir kulübeden çıkarılır, kayık suya itilirdi. Babam yaşlı bir adamdı ama ellerinin gücü hiç azalmamıştı. Her seferinde ağı derine bırakırken aynı cümleyi söylerdi: "Deniz sabırlıya verir, acele edene vermez." O zaman bunu sadece bir atasözü sanırdım.
Sonra herkes şehre gitti. Büyük tekneler geldi, limanın betonu uzadı, balık alıcıları artık kıyıya inmez oldu. Birer birer kayıklar çekildi, kürekler kulübelere kaldırıldı. Babam yine de sabahları çıkıyordu bir süre, sonra bir gün çıkmadı. Ben de kayığı bir daha suya indirmedim. Bunu kendime bile zor itiraf ediyorum: Kolay olan şey vazgeçmekti.
Bugün kayığın yanına çömeldim. Kenarına elimi koydum, tahtalar soğuktu ve yosunlu bir koku yayılıyordu. Gözümün önüne eski sabahlar geldi. Fenerin ışığını gördüğümüzde babamın yüzündeki o sessiz rahatlamayı hatırladım. Bir kayığın bile bir insanın ömrünü taşıyabildiğini düşündüm.
Biraz ileride dalgalar kıyıya vuruyordu. Her dalga bir öncekinden biraz daha uzağa kadar geliyor, sonra çekiliyordu. Bu ritim, bir yaşlının sabrına benziyordu. Acele etmeden, kimseye ihtiyaç duymadan, yine de yerini bilerek.
Kürek duvarın dibinde, toz içinde yatıyordu. Eğildim, aldım. Ağır değildi ama elimde tuhaf bir ağırlık hissettim. Ona sarıldığımda, uzun zamandır içimde kalan bir şeyin çözüldüğünü fark ettim. Belki de bu, bir şeyi yeniden başlatmak için yeterli bir işaretti.
Kayığın omurgasına baktım. Kırık bir tahta vardı ama tamir edilebilirdi. Bir çalışma sabahı, bir çuval zift ve birkaç saatlik emek yetebilirdi. Bunu kendi kendime söyledim ve gülümsedim. Yıllar boyunca bir şeyi kurtarmak için bu kadar basit bir adım atmaya cesaret edemediğimi düşündüm.
Akşam olurken kürekle kayığın yanında durdum. Güneş denizin ufkuna yaklaşmış, suya altın bir yol çizmişti. Kimse yoktu. Sadece dalgaların sesi ve bir martının uzaklardan gelen çığlığı. Kürek elimde, ilk kez babamın bana öğrettiği gibi kıyıya bastırdım, sanki bir daha bıraktırılmayacakmış gibi.
Yarın sabah erken kalkacağım. Kulübeye gidip zifti bulacağım, tahtayı değiştireceğim. Sonra kayığı suya indireceğim. Belki denizin sabrına hâlâ bir karşılık olabilirim. Bunu deneyeceğim.
Turgay Kurtuluş