Didem Madak: Şiirin Hüzün Perisi

Didem Madak: Şiirin Hüzün Perisi

Didem Madak, genç yaşta yitirdiğimiz, hüzünlü şiirleri ile ruhlarımıza tesir eden istisna kadın şairlerden biridir. Vefat ettiğinde geride sadece üç şiir kitabı bırakabildiği halde, Türk Edebiyatına damga vurmuş bir şairdir. “Didem Madak şiirleri” diye bir deyim bile girmiştir literatüre…

Çocukluk günlerinde ve özellikle de lise yıllarında şiir yazmayan, şiir defteri bulunmayan yoktur sanıyorum. Ödev olarak verilen şiirlerin dışında, kendi çapımda şiirler karalamaktan hoşlanırdım ben de. En sevilen, duygulara en çok hitap eden ve maalesef en çok ayağa düşen edebi türdür şiir. Ülkemizde kime dokunsanız biraz şairdir. Hatta pek çok kimseden, “Vakti zamanında yazdığım şiirleri yakmasaydım, şimdiye şiir kitabım çıkardı” benzeri cümleleri duyabilirsiniz sıklıkla. Bu aslında biraz da hisli bir millet olduğumuzdan böyledir. Ancak her zaman ruhlarımıza hitap eden şiirler yazmaz halkımız. Gazete köşelerinde yazılan komik ve saçma şiirlere de rastlamışsınızdır mutlaka. Mesela:

“Deli miyim neyim bilmem
Sözümden hiç geri dönmem
Şairim diye övünmem
Yaradılışım; gülümsemem
Sert erkeğim sert


Yolda yürürken bükülmem
Yaşlıyım ama dökülmem
Yırtılırım ama sökülmem
Sert erkeğim sert


Çok sert bakarım
Döşüme kırmızı gül takarım
Kızarsam dünyayı yıkarım
Bir nehir gibi çağlar akarım
Sert erkeğim sert.” gibi … ☺

Şiir bu kadar ayağa düşmemeli elbette. Ömründe üç kitap okumamış insanların şiir yazmaya çalışması, bu tür fiyaskolara neden oluyor tabii olarak. Dolmadan taşmaya çalışmanın neticesinde, bu tür saçmalıklar çıkıyor kimi zaman karşımıza. İlk gençlik yıllarımda yazdığım şiirlere yıllar sonra göz attığımda, kendi kendime gülüyor, utanıp kızarıyorum. Ama bildiğim şu ki, dolmadan taşmaya çalışmamalı insan. Ha hemen öyle kolayca dolabilir miyiz? Hiç sanmıyorum! Bu günlerde dahi, kendimce şiirler karalarken, daha emekleme aşamasında bile olmadığımı da itiraf ediyorum.

Memleketim İzmir, pek çok şairi, yazarı, sanatçıyı ve diğer alanlarda namı yürümüş meşhurları yetiştirmiş, nadide şehirlerimizden biridir. Doğup büyüdüğüm şehir olması hasebiyle elbette benim için daha bir ayrı, daha bir özeldir İzmir.

Attila İlhan, Necati Cumalı, Nobel Edebiyat Ödüllü Yorgos Seferi İzmirli meşhur şairlerdendir. Türk Edebiyatında, deneme türünün en büyüklerinden biri olan Salah Birsel hemşerimdir.

Halit Ziya Uşaklıgil, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), İzmirli olmadığı halde, uzun süre İzmir’de yaşayan ünlü edebiyatçılarımızdan bazılarıdır.

Asıl adı Ayhan Işıyan olan, Yeşilçam’ın yakışıklı jönlerinden Ayhan Işık, (Ermeni olduğu düşünülmesin diye soyismini değiştirmiştir) Demet Akbağ, Haluk Bilginer, yönetmen Halit Refiğ İzmirlidir.

İlk Türk operasının bestecisi Ahmet Adnan Saygun, Deniz ve Mehtap şarkısının İtalyan asıllı ünlü bestecisi Dario Moreno, ünlü bestekar ve müzisyen Ali Kocatepe, Tanju Okan, Gönül Yazar, Bedia Akartürk, İzmir’in yetiştirdiği önemli değerlerdendir.

Çocukluk günlerime, 90’lı yıllara damgasını vuran şarkılarıyla, pop müziğinin minik serçe lakaplı kraliçesi Sezen Aksu, Kayahan, Niran Ünsal, Nazan Öncel, Emel Müftüoğlu, Pınar Aylin, Ümit Sayın, Burcu Güneş, Ege (Levent Ak) yine İzmirli ünlü şarkıcılardandır.

Taçsız Kral Metin Oktay, Kenan Onuk, Mustafa Denizli, Necati Ateş, Genç Semih (Şentürk) İzmir’in gururu olmayı başarmış futbolculardan bazılarıdır.

Hızımı alamayıp, “İngiltere Kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele, Backenbauer, kaleci Mayer, Nadia Komanaçi, Brigitte Bardot ve Fenerbahçeli Cemil…” diyerek, çocukluğumda çok güldüğüm, hala büyük bir keyifle izlediğim Şener Şen gibi abartarak devam edermişim. Ama bu yazıda anlatmak istediğimiz asıl konu bu değil elbette.

Her biri kendi alanında ismini duyurmuş ünlü hemşerilerimin arasında, son yıllarda beni en çok etkileyen isimlerden biri de Didem Madak’tır.

Onunla ilk tanışıklığım, bir dostumun Ah'lar Ağacı, isimli kitabını tavsiye etmesi üzerine oldu. 2011 yılında henüz 41 yaşında iken, kanser illeti sebebi ile aramızdan ayrılan Didem Madak'ın ilk okuduğum kitabı, Ah'lar Ağacı. Bu kitabına olan büyük beğenimden dolayı, geride bıraktığı diğer iki şiir kitabı olan Pulbiber Mahallesi ve Grapon Kağıtları'nı almak da bana farz oldu ve kütüphanemdeki en değerli köşelerden birini çoktan kaptılar.

Birbirinden güzel şiirleri, şiir tutkunlarının yoluna serperek giden ve maalesef geride, sadece üç kitap bırakabilen, şiirin hüzün perisi Didem Madak'ı okumak, öncelikle bir ayrıcalık ve şiir sever herkes için tabiri caiz ise vaciptir. Muhteşem dili ve özgün anlatımı, birbirinden güzel tasvirleri ile şiire farklı bir ses veren, hastalıkla ve hayatla mücadelesinde yaşadığı büyük acıyı, şiirlerinde iliklerimize kadar hissettiren Didem Madak'a, ardında bıraktığı her bir şiir için ne kadar teşekkür etsek azdır.

Edebiyat tarihimizde, iz bırakmış kadın şair sayısı maalesef sınırlıdır. Ali Çolak, kadın ve şiir konusunu, “Periyi Uyandırmak” adlı kitabında yer alan, “Kadın Şiir midir Yoksa Şair midir?” isimli denemesinde irdeler. Orada, Suriye asıllı şair Adonis’in söylediği rivayet edilen, “Kadından şair olmaz. Çünkü kadının kendisi şiirdir, şiir yazdığı zaman kendini tekrarlamış olur.” düşüncesine ben aslında tam manası ile katılamıyorum. Kadınlar elbette şiir gibidir. Burası doğru. Ama, kadın kalbinden ve ruhundan çıkan şiirlerin bende bıraktığı etki, Adonis’in kadından şair olmaz düşüncesini çürütmeye yetiyor benim için.

Esasında, kadınların da çok iyi şiirler yazabileceğinin en önemli ve güncel örneklerinden biridir Didem Madak. Kadın bakışı ile şiiri yaşamak ve hissetmek için, Didem Madak şiirleri okumak büyük bir keyif ve ayrıcalıktır. Bir nevi kadının günlük yaşantısını şiirleştiren Madak, günümüzde şiir yazmak konusunda çekimser kalan, kadın şair adayları için ise, büyük bir cesaret kaynağıdır. Didem Madak şiirleri, kadın şair adayları için bir yol gösterici ve fener görevini yerine getirebilir. Yeri gelmişken şiirleriyle ruhumuzu okşamaya devam eden, Lale Müldür ve Birhan Keskin’in adını anmadan geçmek olmaz. Allah uzun ömürler ve bol şiirli günler versin onlara. Yakın geçmişte kaybettiğimiz Gülten Akın’ın, yine Nilgün Marmara ve Halide Nusret Zorlutuna gibi kadın şairlerimizin adını da anmadan geçmeyelim. Zaten başta da söylediğimiz gibi, maalesef bir avuç kadın şaire sahip olduğumuzu söyleyebiliriz.

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Didem Madak için, okuduğum ilk birkaç şiirinden sonra aklıma “bir hukukçu nasıl olur da bu kadar kekremsi, acımtrak şiirler yazabilir ki” sorusu gelmişti. Lakin, hayat hikayesini ve yaşadığı acıları öğrenince, bu soru cevabını buldu bende. Geride bıraktığı üç şiir kitabı ve birbirinden narin şiirleri için ona, şükranlarımı sunuyorum. İyi ki şiirden ve edebiyatımızdan geçmiş yolu.

Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım?

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum...
Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!
Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım...
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allah'ını bilirim bayım
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
Evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım
Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!
Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.
Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!

Didem MADAK

Bağlantılar:

  1. Didem Madak'ın Hayatı ve Eserleri
  2. Attila İlhan'ın Hayatı ve Eserleri
  3. Birhan Keskin'in Hayatı ve Eserleri
  4. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Hayatı ve Eserleri
  5. Reşat Nuri Güntekin'in Hayatı ve Eserleri
  6. Gülten Akın'ın Hayatı ve Eserleri
  7. Nilgün Marmara'nın Hayatı ve Eserleri
Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış