Asgari Mehmed


Bir banka oturdu, yanına çay almıştı, önce sigarasından uzunca bir nefes çekti. Etrafına, yukarı ve aşağı doğru akan kalabalığa daldı gözü, bir yandan da çayını yudumluyordu. Tek başınasın be Mehmed dedi, tek başına. Ne annen sağ, ne de baban. Gardaşın desen başka bir memlekette. Senin ne işin var burada. Kelimeler, cümleleri, cümleler, mısraları, mısralar, paragrafları oluşturuyor derken böyle böyle düşünerek hayatımdan bir roman çıkar herhalde dedi. Yarın izinliydi. Kalktı ayağa silkelendi. Üstünü, başını düzeltti. Gökyüzüne baktı, gökyüzü de benim gibi hüzünlü ve gri... Koca bir âh çekti. 35 yaşındasın Mehmed, hâlâ bir yuva kuramadın bu saatten sonra sen evlenmeyi unut. Maaşın belli, etin - budun belli. Adın da çıkmış zaten asgari Mehmed'e, inmez sekize...

Saat akşam 9'a geliyordu. Işıklı caddelerin arasında kaynaya kaynaya günü gün etti. Öylece vitrinlere bakıyordu kuru kuru, alacağına değil ya. Hem nasıl alsındı. Aldığı asgari ücretle değil ayı doldurmak, borç harç içinde kalmıştı. Bir de avm'lerden veya herhangi bir yerden pahalı şeylere mi para harcasın. Ucuz bir şey kalmadı ki. Her şey ateş pahası. Sonra Yûnus Arıkan'ın romanı geldi aklına. Hey gidi yazar hey dedi, adam bilmiş de yazmış. Hakikaten "Ne zor şeymiş yaşamak."

Böyle mahzun, garip bir hâlde (Her zaman ki gibi) zor attı eve kendini. Hemen ılık suyun altına girdi. Telefonu çalmasa sabaha kadar duş alabilirdi. Arayan bir zamanlar çok sevdiği, kendinde derin izler bırakan kız arkadaşı Fâtıma'ydı.

--- Alo, kimsiniz?

--- Benim, hatırladın mı?

Mehmed, daha benim demeden anlamıştı eski sevdalısı olduğunu. İçi bir tuhaf olmuştu, gözleri kararmış, miğdesi bulanmıştı. Neden, neden, neden, neden soru edadını defalarca tekrar etmişti. Bu zamana kadar neredeydi? Bencillik değil miydi bu? Cahillik değil miydi?

Her neyse diye geçti her şeyi ve Fâtıma'ya aynı şeyi sordu.

--- Neden Fâtıma?

--- Son bir kez sesini duymak istedim.

Telefonu yüzüne kapatmıştı Fâtıma'nın. Biliyordu çünkü huyunu, yine ölümlerden bahsedecek, az bir zamanı olduğunu söyleyecek, yine kendisini etkileyip hayatı zehir edecekti. Suyu kapattı. Üstünü kurulandı. Ve ışıkları kapatıp yatağa attı kendini. Şimdi ölü gibi yatarım çıktı ağzından.

Neydi bunlar, bir çeşit oyun mu? "Aslına" bakarsan yüce kitap Kur'ân-ı Kerim'in dediğine göre dünya bir eğlence ve oyun yeriydi. Âhiret yurdu gerçek hayattı. Bunu o da gayet iyi biliyordu; ama yine öyle bir içli âh çekti ki, sanki sanki tüm âlem utancından yırtılmıştı. Dedi ki; âh Allah'ım en doğrusunu sen bilirsin; ama şu oyun dediğin dünya o kadar gerçek ki, bitmiyor acısı, kederi. Ve sözlerine şunu ekledi, keşke ölsem de kurtulsam!

Mehmed ölmemişti tabi; ama Cahit Sıtkı'nın dediği gibi yolun yarısına da gelmişti. Dün gibi hatırlıyordu çocukluğunu. Arkadaşlarıyla top oynamalarını. Toza, toprağa karışıp yara, bere içinde eve gelmelerini. Biricik annesinin yavrum, Mehmed'im yine dizini kanatmışsın deyip oğlunun avuçlarından, yanaklarından öpmesini. Gözyaşları pınar gibi akıyordu yatağında Mehmed'in. Yastığı sırılsıklam olmuştu. Ve ağlarken uykuya daldı. Rüyasında Hz. Hızır gözüktü. Ey Mehmed kalk, uyan öğlen oldu. Günü uykuyla geçirme, seni Râbbin seviyor, unutma gözyaşı da bir ibadettir. Gece izledim seni baba şefkâtiyle Mehmed'im dedim sana. Yaratan seni affetti.

Birden uyandı Mehmed. Allah diye haykırdı. Bir ferahlık inmişti kalbine. Mutlu olmuştu. Ya Râbbi dedi senin eşin ve benzerin yoktur. Öyle ki; zâtının da, sıfatlarının da, kelâmlarının da, isimlerinin de, yüceliğinin de, sonsuzluğunun da eşi ve benzeri yoktur.

Elini, yüzünü yıkadıktan sonra hemen bir kâğıt ve bir kalem altı ve şunları yazarak evinin baş köşesine astı.

"Dünü hiçbir zaman unutmayacağım." 


Fırat Bal

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış