Ölüm Ritüeli +15

Hayatım boyunca çok az midemin bulandığını hatırlarım. Yiyebildiğim herşeyden yemediğim içindir belkide tam olarak bilmiyorum. Hiç bir doktora da sormadım. Hastanedeyken aklıma gelirdi lakin bu sorunun bir cevabı varmıydı? Ne diyebilirdim ki doktora, neden benim midem bulanmıyor sayın doktorum? Bu resmen saçmalık. Hem doktorla konuşurken çok fazla ellerim terliyor, ıslanmak istemiyorum bugün. Bugün sadece geleceğe bakmak istiyorum. Mesela bir kurbağa alıp onu beslemek istiyorum.

Bazı geceler soğuk soğuk terlerdim kışın ortasında. Ölümün habercisi gibi sevindirirdi beni. Nihayet vakit yaklaşıyor sanırım dedikçe soğukluk üzerimdem kalkardı. Beklediğim haber ulaşmazdı. Ölüm bu kadar geç kalmamalı. Ben ölüme aşıktım. Arzuladığın şeyin üstüne koşmak sanırım onu geriye itiyor. Korkutuyorsun. Benim tek başıma yapabileceğim bir şeyde değildi bu kafa yorup üzerinde çalışayım.

Ölümü çağıran ritüeller de yaptım daha önceleri. Mesela bir gece dolunay vakti, portakal ağacının altında ki kurbağayı yakaladım. Çok huzursuzdu kurbağa ama ikimizde yok olabiliriz. Ona iyilik yapıyormuşum gibi hissettim. Körermiş duygularımı bastırmama gereken kalmadan bakır bir bıçak ile ayaklarını kestim. Can çekişmesine fazla fırsat vermeden rastgele  bıçak darbeleri vurdum ve pencereden dışarı attım. İşte ben onun eceliydim. Bende benim ecelimi arıyordum. Bacakları soğan kabuğuna sararak odama çekildim. Mum yakmam istenmişti. Tebeşir ile bir daire çizip içine oturdum. Mum hemen önümdeydi. Ateş farklı duygular hissettiriyor insana. Susamıştım. Ritüel gereği kan hariç hiç birşey içmemem gerekiyordu. Gerekli tüm malzemeler yanımdaydı. Mumu kaldırıp altına beyaz bir bez serdim. Hissettiklerim kadar beyazdı. Kurbağayı öldürdüğüm bıcak ile sol bileğimin iç kısmını sert ve sık darbelerle kestim. Zamanla kan beze aktı, tıpkı hislerim gibi bambaşka renge büründü. Mum ateşine denk gelen bir kaç damla kan ateşi daha da alevlendirdi. Kan nasıl ahenkiyle akar? Kesilen kolum yavaş yavaş uyuşmaya başladı. O sırada kurbağa bacaklarını soğan kabuklarından çıkararak kanın en yoğun olduğu yere koydum. Kabuklarıda kana bulayıp bacakların üzerine bıraktım.

Sırada ritüelin dua kısmı vardı...

Dualar bittikten sonra sol bileğimi ağzıma dayadım. Susuzluğumu kana kana giderdim. Artık sol bileğimi hissetmeyecek derece gelmiştim. Eriyen mum zemine birikti. Kurbağa bacaklarını sırayla mum ateşinde pişirerek yedim. Soğan kabuklarını yaraların üzerine bastım. Kanlı bez ile sardım. Mum söndü ve anlatılana göre uyku vakti geldi. Dairenin içerisinde kalacak şekilde kıvrılarak yere yattım. Çok kan kaybetmiştim. Ritüelin etkisimi bilmiyorum yoksa kan kaybımı, göz kapaklarım ağırlaştı. Artık kolumu hiç hissetmiyorum...

Gözlerimi açtığımda zeminin çamurla kaplı olduğunu anladım. Gün doğumu aydınlığında ve etraftan gelen sesler vardı. Sanki yanı başımda birileri bağırıyor ama ses çok uzaktan geliyordu. İlk defa deneyimlediğim bir duyguydu. Çevremde kimse yoktu. Çokta yakın olmayan bir yerde ateşin izleri vardı. Başka gidecek bir yer yok. Neredeyse tüm vücudum çamura bulanmış ve ağırlaşmıştı. Sakin ve korkulu adımlarla ateşe doğru ilerledim. Tek bir kişinin ateşin başında beklediğini gördüm. Siyah pelerini vardı. Benden oldukça uzun, yüzünü göremiyorum.

- "Sivn tra vum sa" sesi bir anda kulakları sağır edercesine yankılandı. Ben ayaklarımı kontrol edemiyorum ama yürüyor hatta rahvan adımlar atıyordum. Hiç bir uzvumu kontrol edemiyorum. Kalbim kaburka kemiklerimi kırıp fırlayacak yerinden. Sol kolumdan kan damlıyor. Vücudum yanıyor sanki. Başım!

Sen ölümü arayan fani. Ben ateşden geldim. Hadi gücün yetiyorsa hükmet bana, diz çöktür karşında. Sen çamurdan yapılmış bir hiçsin. Konuşamadım. Kalbim hala aynı, kontrol etmekte zorlanıyorum. Bana yüzünü döndü, elinde bir küre ile. Karanlıktan başka hiç birşey yoktu suretinde. Küreyi önüme atarak izlememi söyledi. Kendimi gördüm. İki elimde karnımın üzerine bastırmış, kan kusuyordum. Sağ yanımda kurumuş bir ağaca çivilenmiş bir saat vardı. 02:02

İstediğini alacaksın, bu senin ölümün. Şimdi geldiğin yere dön!

Uyandığımda midem bulanıyordu. Kendimi tutamaya çalıştım ama başaramadım. Olduğum yere kusmaya başladım. Kan kusuyordum. Yediğim içtiğim hiç birşey yoktu sadece kan vardı.

Ablamın anlattığına göre o gece ilaçlarımı içirmek için odama gelmiş. Beni o halde görünce hemen ambulansı aramış. Yaklaşık 18 aydır akıl hastanesindeymişim. 1 doktoru ve 3 hemşireyi öldürmeye kalkmışım. Benden ümidi kestikleri için eve dönmeye karar vermişler. O gün eve giderken ani bir fırtına çıkmış. Yağan yağmurdan dolayı hastaneden dışarı çıkamamışlar. Yağmur çok şiddetli, afet gibiydi. Kısa bir süre sonra dışarıdan içeriye doğru kurbağalar akın etmeye başlamış. Yağmurun şiddetiyle yuvalarından çıkarak hastaneye yönelmişler. Ne olduğunu anlayamadan heryer kurbağa olmuş. Benim yattğım odaya ulaşan bir kurbağanın üzerime çıktığını görünce, hızlıca üzerimden atmaya çalışmış. Bu kurbağanın arka bacakları yoktu dedi ablam. Bir türlü atamamıştık üzerinden, dudaklarlarına yapışmıştı. Sanki senden hesap sorar gibi yapışmıştı ve bırakmıyordu. O gün orada kaldık eve dönemedik. Gece saat 2 de sen uyandın. Karnını sıkıyordun ve ardından kan kusmaya başladın. Çok korktuk lakin sonra sen kendine geldin. Eski haline dönmüştün sanki hiç hasta olmamış gibi mucize bir geceydi. Doktorlar bir açıklama getiremedi.

Ablam şöyle bitirdi sözlerini. Dört yıldır bu hastalıkla uğraşıyoruz. Seni çok özledik. Çok fazla intihar girişiminde bulundun. O geceden önce en son intiharı arıyorum diye bağırıyordun evde. Şeytandan yardım istiyordun. Seni hastaneye kaldırdık ama saldırgan değildin. Evde tedaviyi uygun gördüler. Neler olduğunu sen hatırlıyor musun? 

Şeref UYGUN

13 Mayıs 2020 5-6 dakika 3 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar