Cihanda Sunam

Ne çemende o güzel boy gibi servi,ne gülistan içinde o parlak yanak gibi gül var.

Ne cefa tavrında dünyada o vefasız gibi,nede vefa babında alemde ben şeyda gibi var 

babür şah.

Arnavut kaldırımlara inen akşamın yorgunluğu sarıyor bu şehri. Ezan sesi, Kilise çanı akan bir nehir gibi birbirine karışarak uğultulu bir sükunet nakşediyor. Böyle akşamlar  birdenbire başıma düşen yıldızlar mest ediyor beni.

-Bakıyorum yine şairliğin tuttu. Ferhat ;  kasaba da eski bir konak var derler. yıkmak isterlermiş hani,yıkmadan önce alsan da onarsan ya. Bahçesinde kayısı da varmış hem. Kayısıya tırmanan bir oğlan düşünsene.

-Gazetede pek işler yolunda değil Suna. Bu ihtiyatçılar yazdığım  her cümleyi virgülü virgülüne takip eder oldu. Devlet'in başında böyle ehemmiyetli bir konu varken sonra ki işler bunlar. Hem sen başımızı sokacak yer olsun da demez miydin.

-öyle de ne bileyim.

-Biliyor musun Şiraz ipeğini senin saçlarından dokumuşlar sanki.

-o nereden çıktı şimdi ?

 -Geçen halde Acem'den gelen bir gurup tüccarı ziyaret ettik. hem yol sıkıntılarına derman olmak,hem de müşkül durumda olanlara yardım etmek icabı gerekir diye gazeteden bir kaç arkadaş toplaştık. Suna...... ;Öyle reyhan ki,seni düşündüm hep.

-Ben ki bir Suna. senin yanında ne gam çekerim ne de keder. Er ki beni cihan  ara da bula.

24 Şubat 1912  Gazete

Ağalar yeni bir tefrika yayınlandı. Balkan'da Bulgaristan'da yeni nifak doğurma peşinde olan Sırplar amaçlarına ulaşmak üzere. Bu umumi derecede gizli bir konudur.Batı ihtiyatçıları ve adamlarının ensemizde olduğu bu dönem de işlerimizi gizli yürütmek gerekir.  Bu sıkıntılı süreçleri İnşallah atlatırız. Halkı galeyana gelmesin diye bir bildiri yaymak niyetindeyim.Bu zor ve meşakkatli bir iştir. Yalnız bu bildirinin bizim gazetemizden çıktığının bilinmesini istemem.Bunun için  Sami beyin de görüşlerini almak isterim. 

Sami;

 Er ya da geç ortaya çıkacaktır. Ya başarılı olurlarsa. Kellemizi elimize almamızı istiyorsunuz Efruz bey. O kadar adamı idare etmek sandığınız kadar kolay değil. Her gün bin bıçak saplanır durur. Kimisi diken gibi çekip çıkarırız.  bazısı da kılıçtır.

Ferhat ;

Bildiriyi bir dergi gibi yaymak gerek. Hem daha az göze çarpar. Şiirlerle örtülü bir ön yüz,Şeyh Galip ve diğer şairlerin şiirlerine gizli bir bildiri. İhtiyaçlar öğrense bile epey zaman alır. Muzip bir şairin oyunu gibi.Dar-ül-fünûn'dan güvendiğimiz bir kaç öğrenci bulup dağıtma işlerini de onlara bırakırsak olur. Ne kaybederiz. 

Sami ;

Dolu bir şarap kovasına delik açıp yuvarlıyorsunuz,sonra da dökülmesini bekliyorsunuz.İşin ucunda ilmik olur bilesiniz. Fakat yine de yardım edeceğim. Efruz bey derhal hazırlıklara başlayalım. Bu işi halletmek gerek. 

Efruz ;

O halde herkes gönüllü bu işe. Ferhat bey  dar-ül-fünûn'dan öğrenci bulmak önerdiğiniz gibi sizde olsun. 

Söylediklerimi yine tekrar ediyorum. Bu iş gizli bir iştir. Konuşulanları her hangi bir yerde kazara söylediğiniz an ilmiği kendi boynumuza geçiririz biliniz.

            Sokaklar mürdümgiriz bir yalnızlığa bürülü, sanki bir şeyler olmuş,yahut bir şeyler olmak üzere gibi. Baharat çarşısı, hal , pazar yerleri ve diğer yerler. Öylesine ıssız bir yokluk ki sanki insanlar kendilerinden kaçıyormuş gibi bir hava var. Balkan'da yankılanan harp ateşi en uzak eve bile düşmüş.Çaresizce ölmeyi bekleyen bir insan gibi şehir. Martıların bile uçmaya takati kalmamış.

 Edirne yokuşunu tırmanıp Dar-ül-fünûn(üniversite)'in önüne vardığımda soğuk bir ter aldı beni. Suna'yı düşünüyorum. Öyle güzel ki ; sanki başka bir dönemin Sultanı. Ya şaireliği, onsuz hiç bir şair  gufte'den haz duymaz. Hangi şiir yazılırsa yazılsın Sunadır özü. 

1.s 













Erdal Ünaltaş

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış