Öfkeyle Bilenen Bıçak

Atiye, çayından bir yudum aldı. Elleri titriyordu, bardağını masaya bıraktı. Kollarını kavuşturup kocasına baktı. İlk defa ondan bir şeyleri gizlemişti. On beş gün önce para kazanmaya başlamıştı. Çalışmaya mecburdu. Onun fabrikada bir aydan fazla çalışmayacağını çok iyi biliyordu. Hep böyle olmamış mıydı? Girdiği her işten kavga çıkardığı için kovulmuş. Belki bir gün düzelir diyerek boşuna beklemişti. Bu gece umutsuzluk bir gölge gibi tüm benliğini sarıyordu. Onunla konuşmalı mıydı? Bir süre tereddüt etti, sonra sessizliği seçti.

Salih’ in “Bugün neler yaptın?” sorusu onu düşünce dünyasından uyandırdı.

“Hiiç, evdeydim, temizlik yaptım.” derken gözlerini duvarda asılı duran düğün fotoğrafından alamamıştı. Fotoğrafın çekildiği günün öncesine dönebilmeyi ne kadar çok isterdi. Köyün en güzel kızıydı, uzun siyah dalgalı saçları yüzünden kimbilir kaç delikanlı aşık olmuştu ona. O ise... Güzel günlerin dağıldığı, acı ve üzüntünün yüreğine tırmandığı zamanlardaydı şimdi. Kaçabileceği, sığınabileceği hiç kimse kalmamıştı. O çok özlediği, kendisine yıldızım diyen babası artık yoktu.

Salih’ in sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.

“Tamam çayla başladık geceye ama neyle devam edeceğimi biliyorsun sen. Hazırladın mı mezeleri?”

“Evet, hiç bir zaman unutmadım ki.”

“İyi o zaman hadi masayı hazırla, rakıyı da unutma.”

Mutfağa giderken, başına gelecekleri biliyordu. Bu gece de dün gecenin tekrarıydı. Gittikçe daralan çemberin içinde sıkışmış, her gün biraz daha nefessiz kalıyor, çığlıklarını kendinden başka kimse duymuyordu. Yüzünü ateş basmıştı. Buzdolabını açtığında soğuk, yanan yüzüne vurdu. Mezeleri çıkardı, tepsiye koydu. Salona doğru yürürken zemin ayaklarının altında kayıyor gibiydi. Masayı hazırladı. Kendini koltuğa attı. Sohbet etmek istememesine rağmen kocasına fabrikada gününün nasıl geçtiğini sordu.

Salih kadehini yudumladı, bir sigara yaktı. Gözlerini kısarak “Eh işte! Aynı şeyler.” dedikten sonra ayağa kalktı, Atiye’ nin yanına oturdu, elini tuttu.

“Hadi karıcığım, yorgun görünüyorsun, sen yat istersen.”

Şaşırmıştı. Bu gecenin diğer gecelerden farkı neydi? Neden bu kadar iyiydi? Saatlerce onu esir tutar, sürekli konuşurdu. İçkinin etkisiyle kendini kaybederek saldırırdı. Bıkmıştı. Alkol hayatlarından sevgiyle beraber saygıyı da süpürmüştü. Ya çocukları duymasın, görmesin diye dudaklarını ısırarak yediği darbeler... Her gün yeni bir güne ölü uyanmak, alnından silinmeyecek bir yazgı mıydı? Görünmez bir prangayla bağlıydı hayata.

Ayağa kalktı. “Peki.” dedi. Yatak odasının kapısını açmadan önce geriye döndü, kocasına baktı. Göz göze geldiler, gür kaşları çatıktı, içi ürperdi. Yatağa uzandığında ne olduğunu anlamaya çalıştı. Derin bir nefes alarak gözlerini kapattı, uyumaya zorladı kendini. Ne zaman uykuya daldığını bilmiyordu. Sabah uyandığında yatakta yalnızdı. Kalktı. Odanın kapısını açtı, salonda kimse yoktu. Banyodan sesler geliyordu. Salih traş oluyordu. Hiç bu kadar erken uyandığını hatırlamıyordu. Zoraki bir günaydın çıktı dudaklarının arasından. O sadece başını salladı.

Kahvaltı yapmadan kapıyı şiddetle çarparak giden kocasının ardından baktı. Hemen çocuklarını kaldırdı, kahvaltı, giyimleri derken saat yedi buçuk olmuştu. Onları okula yolladı. Üzeri kırmızı çiçekli siyah elbisesini giydi. Dalgalı saçlarını aynaya bakmadan arkadan topladı. Hemen çıkmak istemedi. Çocuklarıyla karşılaşabilirdi. On dakika oyalandıktan sonra evden çıktı.

Durağa geldiğinde içinde bir sıkıntı vardı. “Bugün evde mi kalsaydım.” diye düşündü. Otobüsü de kaçırmıştı. “Telefon eder işe gelemiyeceğimi söylerim.” diye mırıldandı. Telefonu çantasından çıkardı. Numarayı çevirdi. Telefonu açan kadın “Buyur Atiye Hanım.” diye seslenirken o donup kalmıştı. Kocası tam karşısındaydı. Kolundan tutarak Atiye’ yi kendine çekti .

“Kahvede arkadaşlarıma inanmak istemedim ama haklıymışlar. Sabahları kahvenin önünden geçerken görüyorlarmış seni, Adnan senin her gün aynı saatte durağa geldiğini söyledi. Bir otomobile bindiğini de görmüş. Dün gece sana sordum, “Bugün ne yaptın diye?” bana evde olduğunu söyledin. Yoksa orospuluğa mı başladın sen? Cevap ver be kadın!” diye bağırırken Atiye suskundu, biliyordu ki ne dese boştu. Kendisini hiçbir zaman dinlemeyen kocası öfkeye teslim olmuş, kahvede pinekleyen insanlara inanarak varlığını hiçe saymıştı. Hiç direnmedi. Her bıçak darbesinde kocasının gözünün içine bakıyordu. Yere yığılırken, elinde sımsıkı tuttuğu telefon da düşmüştü. Acı göğsünde donmuş, artık özgürdü. Salih’in öfkeyle bilediği bıçağı ölümle körelmişti. Karısının cansız vücuduna bakarken telefondan gelen sesleri duymuyordu bile.

“Atiye Hanım ne oldu? Lütfen cevap ver. Bugün temizliğe gelmeyecek misin? Şöförle aldırayım mı seni? Neden konuşmuyorsun? Aloo...

Feride SERİN

,

21 Nisan 2020 4-5 dakika 6 öyküsü var.
Beğenenler (3)
Yorumlar (1)
  • 36 gün önce

    Toplum da bu aymazlık ve cahillik olduğu sürece maalesef sık karşılaştığımız üzücü bir hikaye daha. Ön yargılı dar beyinlerin kavrayamadığı meselelere ışık tuttuğunuz için kaleminize sağlık.