Tanrı Mucizesi / 2. Bölüm

Martin ile konuşmalarından iki gün geçmesine rağmen dedikleri hala David'in aklındaydı. Tüm işlerini halletmiş ve sarayın yolunu tutarken ‘Tanrı bana böyle bir his yaşattıysa buna şükretmeliyim ama kimseyi O’ndan daha fazla sevmemeliyim. Bundan böyle hissettiklerim, bir histen daha fazlası olmamalı ve ben sadece bana verilen görevi layığı ile yerine getirmeliyim. Ey tanrım! Sana söz veriyorum, kimseyi senden daha çok sevmeyeceğim. Affet beni!’ diyordu her daim. Saraya vardığında, ona özel hazırlanmış odaya götürdüler. David'in içi kıpır kıpırdı belki de hayatında sadece bir iki kez bu kadar çok renkli boyaları, fırçaları, tuvalleri bir arada görüyordu. Her şeyini kendine göre dizdi planladı, o sırada odanın kapısı açıldı ve yine o koku burnuna geldi. Sırtı kapıya dönüktü ‘Bu ondan başkası olamaz’ diye düşündü. Dönüp baktığında, karşısında kokusunun yanı sıra sarı elbisesi ile adeta bir yasemin çiçeğini andıran güzeller güzelli Betty vardı. Güzelliği karşısında mest olmuştu, alnından heyecanın izleri olan terler boncuk boncuk dökülüyor, fırça tutan elleri tir tir titriyordu. Kalbinin yaralı bir kuş gibi çırpınmasını bağrında hissediyordu. Kendini bir an önce toparlamalı, tanrıya verdiği sözden dönmemesi gerektiğini bilmeliydi. Tekrarlayarak cümlelerini, selamlayıp oturdu sandalyesine. ‘Affet tanrım, affet.’ Betty ile alternatif pozları, renkleri, ortamı konuştular. Betty sakin ve bir o kadar mütevazı olan konuşması ile adeta David'i büyülüyordu. Betty, düşünceleri karışık biri değildi, ne istediğini biliyor, bir seçim yapması gerektiğinde anında karar verebiliyordu bu tutumlu davranışı sayesinde David de hemen nasıl bir çalışma yapacağına karar vermişti. “Dağınık bir görüntü, karmaşaya yer açacak herhangi bir detay istemiyorum portrede.” diye emretti Betty, bu emir karşısında David ‘Zaten güzelliğinin olduğu bir tuvalde başka bir şeye ihtiyaç var mıdır ki?’ diye düşünüyordu. Her detay konuşulduktan sonra David nihayet çizmeye hazırdı. Betty poz olarak bir sandalyenin üzerinde, sağ eli sol elinin ve de sağ dizinin üzerinde, bakışları net ve David'e doğru bakıyordu. David ona bakan gözleri gördüğünde bakışlarını hemen kaçırdı , utancından yanakları kızarmaya başladı lakin bu işi tamamlamalıydı. Yavaşça tekrar Betty’e baktı ve eline aldığı fırça ile tuvalin üstünde çizim yapmaya başladı. Betty’nin saçları önlerden gelen örgünün arkadan bir topuz ile birleşimiyle topluydu. Saçlarını böyle toplayınca ak boynu ortaya çıkmıştı ve hemen boynunda güzelliğinin ışıltısı yanında hiç kalan parlak mücevherlerden oluşan kolye bulunuyordu. Giydiği sarı elbisesi çok kabarık olmamasına karşın gösterişsiz de sayılmazdı. David ona her baktığında her hali ile yasemin çiçeklerini anımsıyordu. Ah nasıl da güzeldi bu çiçekler, nasıl da büyülüyorlardı kokularıyla insanı. David için pek kolay olmasa da tanrıya verdiği söz ile çizmeye devam ediyordu. Bir saatin sonunda Betty yorulduğunu ve yarın devam etmek istediğini söyledi. David bunu duyunca rahatladı çünkü kalbini deşen Betty’nin bakışları biraz olsun onu rahat bırakacaktı. Betty çıktıktan sonra, David bir süre tuvale baktı tuvalde sadece ana hatlar ve birkaç çizgiden başka bir şey yoktu. Bir başka çizim olsa şimdiye bir çok detayı tamamlardı fakat bu başka bir çizim değildi bu Betty idi. Buna bir son vermeliydi bundan sonra Betty de artık başka bir çizim olacaktı onun gözünde eğer öyle olmayacaksa bu işe son vermeliydi.

Toparlanıp eve döndü. Yatmak için yatağına uzandığında açık penceresinden esen rüzgarla beraber içeriye sinen yasemin kokusu ile Betty’nin bakışları belirdi gözlerinin önüne. Şimdi gözlerini nereye çevirirse çevirsin onu görüyordu. Bakışlarını kaçıramaz ne yöne bakarsa o vardı. Adeta kendi benliğinde bir savaştaydı. Ne yaparsa yapsın bakışları gözlerinin önünden gitmiyordu. En sonunda dayanamadı ve diz çökerek ağlamaya başladı ‘Tanrım yardım et bana. Dayanamıyorum...’

....

Çöktüğü yerde kaskatı bir şekilde uyandı. Dünkü hali aklına geldi. Nasıl uykuya daldığını kaç saattir bu durumda olduğunu bilmiyordu. Tek bildiği bir kabus gördüğü ve her yerinin ağrılar içinde olduğuydu. Aklına çizim geldi ağrılar içinde hemen toparlanarak sarayın yolunu tuttu. Yolda onu gören Martin “Kardeşim ne bu halin benden daha beter haldesin. Senin de karnını nasıl doyuracağım diye dertlendiğin bir çocuğun mu olacak yoksa?” dediklerinden hiçbir şey anlamayan David “Ne karnı ne çocuğu ne diyorsun be kardeşim?” diye yakındı. “İşten attılar kardeşim beni ne olacak. Patron değişince olan biz gibilere oluyor. Senin halinde benimkinden farksız sayılmaz şu an için, sen neden böyle yıkılmış durumdasın ne sorunun var anlat bakalım. Şu kız mı seni bu hallere soktu?” “O kız değil, şu deli kafam yapıyor her şeyi kardeşim, kimsenin suçu yok inan ki. Ayrıca tasalanma o kadar, bulunur elbet bir iş, vardır her şerde bir hayır. Oradan sana pek bir hayır gelmiyordu zaten, tüm gün çalışman iki üç kuruş içindi. Tanrım yardımcın olsun, vardır bir bildiği elbet. Tanrı seni yüz üstü bırakmaz.” “Ah be David, iki üç kuruş dediğinle karnımız doyuyordu şimdi o da yok ya. Umarım senin tanrın güler bize yoksa bu şerrin pek hayra döneceği yok gibi. Hadi tutmayayım ben seni, sen yoluna devam et dönünce konuşuruz.” “Tanrı seninle olsun kardeşim. Görüşürüz.” Yürümeye devam ederken David kendi halinden utandı. Utanması ise başkasının yaşam için verdiği mücadeledeki sıkıntısı ile kendi kafasında kurduğu sıkıntı ile arasındaki ilişki üzerine idi.

Odaya girdiğinde önceden içeride olan Betty’i gördü. Şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırarak apar topar bir şekilde selam verdi ve yerine oturdu. “Bugün epey geciktiniz üstelik hasta görünüyorsunuz. Eğer isterseniz bugün çalışmak zorunda değilsiniz.” dedi Betty biçare görünen David'e. “Kusura bakmayın efendim biraz rahatsız hissediyorum ama çalışmaya engel değil buyurun oturun başlayalım.” dedi. Fırçayı ellerine aldı ve bu sefer hiç durmadan çizmeye başladı. Ona bakan gözlere aldırmadan çizdi. Çizdi. Çizdi… Uzun bir süre sonra Betty bugünlük yettiğini dile getirerek odasına çekildi. İşte o zaman David zamanın farkına vardı. Hava kararmaya başlamıştı. Kaç saattir burada oturuyor kaç saattir o gözler ona bakıyordu bunların farkında değildi. Sadece çizdi. Tıpkı tanrıya verdiği söz gibi sadece işini yapıyordu. Birkaç gün boyunca David saraya gidip çizimi yapıyor geceye doğru eve geliyordu. Yine o günlerden bir gün, odasına girmeden önce Betty ile dadısının konuşmalarını duydu. “Betty sen demezsen ben diyeceğim artık , hemen çizsin şu portreyi de bu durumdan kurtulalım. Zaten kendisini hiç sevmedim, ne konuşabiliyor ne de elinden bir iş geliyor. Kaç haftadır geliyor ama nafile, baksana daha net bir şey bile yok görünürde.” dedi dadı tuvali göstererek. “ Ah dadı hiç sorma, her gün buraya gelip oturmak çok mu hoşuma gidiyor sanıyorsun. Babamın hatırına burada saatlerce oturuyorum. Üstelik bunu beyefendi bakışlarımdan dahi anlamıyor. Ne söylemeli dadı birkaç gün katlanmalıyız bu duruma babam hatırına en azından.” Bunları duyan David'in dünyası başına yıkılmıştı. ‘Gözlerine dahi bakmaya utanırken o, o gözlerle artık dayanamıyorum sana demek istiyormuş. Tanrım ben onu düşüncelerimde var etmeye kıyamazken o benimle geçirdiği her bir saniyeye katlanmak gözüyle bakıyormuş. Ah tanrım, ben bunları hak edecek ne yaptım, sen bana yardım et.’ Kapının ardındaki varlığını fark eden dadı David'e seslendi. Harap haldeki David dadıya bakmadan konuşmadan direkt yerine oturdu ve fırçayı eline aldı. Bunu garipseyen Betty garip hareketli beyefendiden garip hareketler yine diye düşünerek o da oturdu ve David çizime başladı tekrar. Hava kararmasına yakın bir saatte David artık dayanamayarak çizimi bitirmek istediğini ve genel çizimin bittiğini yarın son kez uğrayıp geri kalan detayları da düzenleyip bir daha gelmek zorunda kalmayacağını Betty ve dadıya söyleyerek dışarı çıktı. Her iki hanımefendi çok şaşırmıştı. Neler olduğunu anlamayan Betty resme bakmak istedi ve baktığında hayretler içinde kalmıştı. Karşısında her şeyiyle mükemmel duran bir kadın oturuyordu ama bu kadının tek bir eksiği vardı. Gözleri…

Düştüğü aciz durumdan sonra eve gelen David kafasında sadece Betty’nin sesi ve gözleri vardı. Ne yaparsa yapsın susturamadı bu sesleri. Evinde olan bir tuvali ve fırçayı aldı eline çizdi. Çizdi. Çizdi… Açık pencereden esen rüzgarla havalanan perdesi yüzüne vurdu. Bir an için durdu, yüzüne değen perde tanrının şefkatli elleri gibi yanağından süzülen yaşları siliyordu adeta. Kalktı, adımını attı, perdeyi çekti. Pencerenin dibinde olan yaseminleri gördü. Ne de güzel görünüyorlardı ve güzel görünmeleri gibi kokuları da öyle güzeldi. Bu koku bu görüntü ne kadar güzel olsa da onun için şu an güneş tanrısına olan aşkına dayanamayan ve en sonunda canına kıyıp bu güzel yaseminlere dönüşen prensesten başka bir şeyi hatırlatmıyordu.

….

Yeni işinin haberini vermek için erken saatte uyanmış olan Martin, David'in evine doğru yol aldı. Fakat gördüğü manzara pek müjde vermelik bir yer gibi değildi. David'in evi önünde polis arabaları ve komşuları dizilmişti. Koşarak evin yanına geldi. “Yazık genç adamdı” “Pek bilmezdik ama iyi çocuktu” “Kim bilir ne derdi vardı.” “Tanrı affetsin.”

İçeriye giren Martin olayın olduğu günden kalma devrilmiş bir sandalye, pencere önünde duran tuval ve hemen altındaki kağıt parçasını gördü. Yüreği dağlanarak bir çift gözün bulunduğu tuvalin altındaki kağıdı alıp okumaya başladı.

“Sevgili dostum Martin. Babam bizi terk ettikten sonra anacığımdan gayrı senden başka kimsem yok. Ben senin gibi güçlü biri değilim. Şu dünyada aciz bir benlikten başka hiçbir şey değilim. Bana üzülmen için bu mektubu yazmıyorum tam tersi sevinmelisin dostum. Ben sevgili annemin şefkatli kollarında, kafamdaki bu seslerden kurtulmuş olacağım. Sevgili tanrım tek günahı bu fani dünyaya daha fazla dayanamayan kulunu affedecektir diye umuyorum bundan dolayı senin de üzülmeni istemem, hem bilirsin ölümlü dünya. Dilerim ki tanrının şefkatli elleri üstünden hiçbir zaman eksilmez. Kendine çok iyi bak.”

Yazının sonuna geldiğinde sayfayı gözlerinden akan birkaç damla yaş ıslamıştı. Gözlerindeki yaşı silmek için tuvalin yanındaki peçeteye uzandığında bir çift gözün çizildiği tuvali yanlışlıkla yere düşürdü ve arkasındaki yazıyı fark etti

“ Bakmaya utandığım gözleri vardı. Her baktığımda tanrıya karşı duyduğum utanç ve her baktığımda beni benden alan, benliğimi günaha sürükleyen…

Affet tanrım! Affet!”

...

İlk hikayemi burada paylaşmış bulunmaktayım. Beğeni ve eleştirileriniz kendimi geliştirmem adına çok değerlidir. Her daim sevgiyle kalın. Başka hikayelerde görüşmek dileğiyle, saygılarımla. 

30 Nisan 2021 10-11 dakika 2 öyküsü var.
Yorumlar (8)
  • 7 gün önce

    Tebrik ederim. İlk hikayeniz olmasına rağmen akıcılığı harikaydı. Sonunu merakla bekliyordum ve umduğumdan fazlasını buldum. Yeni yazılarınızı okumak dileğiyle. Sevgiler...

  • 6 gün önce

    Empati yapmayı bilmediğimiz sürece insanların neler çektiğini anlamak zor ve en iyisini yaşayan bilir elbet anlamlı ve ders verici bir öyküydü Kutlarım genç arkadaşımızı Mucizelerin hep olması beklentisi bize can veren şey

  • Devamının gelmesi dileğiyle. Gayet güzel olmuş Gevher Hanım. 🍀

  • 5 gün önce

    1.bölümü okuduğumda belirttiğim cümleler 2. Bölüm için de geçerli elbet. Kaleminizin akıcılığı çok kuvvetli. Neşeyi ve hüznü, birisinde biçim ile birisinde duygu ile harmanlamak da yetenek işi. Devamını ve farklı öykülerinizi de merakla bekliyorum. Kutlarım kaleminizi, sevgiyle.