Kendi Kendime Konuşmalarım


Öyle bir hayat yaşamalıyız ki kaybedeceklerimizi düşünmeden kazanmayı hissetmeliyiz.Bu bir kesinliğin ve gerçeğin tarifi.Zor ve uzak bir çığlığın yankısıdır yüzüme vuran .Altı üstü hayat der sizin sesiniz.Yaşamsal önem ve kavrayışları bir karanlık gibi kaybetmek ister bu ses.Çağıl çağıl akan meyvelerin gölgesinde bu sesi eritiyorum.

Biliyorum kötüsün kötüsün diye haykırır sesiniz ama güneş vurup gözlere aydınlığa kavuştuğunda haklısın haklısın demekten başka bir çareniz olmaz.En diplere vardığımda suyun o berrak kokusunu soluduğumda kaybedecek bir şeyim olmadığını anladım.Sırtımda taşıdığım arayışların yaşamla aramda bir köprü kuruyordur belki.Gerçeğin ve Zorluğun bir çizgisiydi bu.Kim ulaşmak ister bu muazzam dengeye ?bir var oluş çizgisiydi .bu ,tuhaf ,anlamamanız beni bu çizgiye daha sıkı bağlıyor.kaç kez diyalektik okursam tırmanırım o dilsiz yükselişe ve kaç kez sevebilmeliyim o muazzam uçuşa tanık olabilmek için .işte soylu bilgeliğim yer yüzünden bir parça kopardı yaşama dair ne varsa söküp attı.

Korkuyorsunuz despot mutluluklarınızı kaybetmekten.Halbu ki mutluluk acıya renk vermekti ve gökkuşağı bayrağını öğlen güneşi ile süslemekti.mutluluk belkide bir kitabın son sayfasıydı.mutluluk belki de pırıl pırıl keşfedilmemiş adaların gezginiydi.Korkuyorsunuz yaşamaktan çok, yaşamanın nedenini sorgulamaktan.Yüzünüze bir tokat gibi vuracak olan gerçekleri ertesi güne saklamak sizin gibi sahtelerin tutkusudur.Aslında siz kendinizden korkuyorsunuz.Benliklerinizin hangisinin size ait olduğunu öğrenmekten.

Tuhaf beni anlamanız beni ilgilendirmiyor bazen,böyle der bilge suskunluğum.Ben sizin gibi olamam bunun ruhsal ve bedensel bedelidir kelimelere dökülen..size kalan bu değişime seyirci olmak ya da el uzatmak ve dokunabilmek bu soluğa..

Özgürlüğüm egolarımdan daha önemli.işte bundandır arayışım hep yalnızlığın senfonisini çalar bir buğday türküsünde.ortak edemedim sizi bir türlü kederimin rengine.. atamadım adımlarımı yürüdüğünüz yollardan..sizin metafizik uykularınız benim kabusum oldu hep… dokunamadım sizin sevinçlerinize.. boğuluyor gibi oluyorum o vakit..yutkunamıyorum sizin sularınızda..

Ben keskinliğe ve derinliğe oynadım ama ince bir ip üzerinde yürüdüm ve en ufak hareketimde kaybeden ben oldum bu oyunların ya da siz böyle dersiniz..
Bir ışığın şafağında kopup da geldim .artık tüm gündüzlerimi kurban etmiştim yıldızları avucumda duyabilmek için..kendimle konuşurken sizin sesinizi daha fazla dinliyorum bazen .Belki de bir köprüdür aramızdaki mesafeleri yontan o evrenin büyüsü.Şimdi yine arayışlarıma doğru gidiyorum.Çünkü bir ateş aydınlattığı yeri yakmaya başlıyorsa,bir buz kütlesi olmasını da bilmelidir ve kendisini erimeye bırakmalıdır ,daha temiz ve daha zamanında bir alev oluşsun diye.

04 Ocak 2021 2-3 dakika 8 denemesi var.
Beğenenler (7)
Yorumlar (6)
  • 17 gün önce

    Tebrik ederim Arıkan şairim.🧿

  • 17 gün önce

    "bir ateş aydınlattığı yeri yakmaya başlıyorsa,bir buz kütlesi olmasını da bilmelidir ve kendisini erimeye bırakmalıdır ,daha temiz ve daha zamanında bir alev oluşsun diye." Kutlarım Arıkan bey. Güzel bir deneme yazısı idi.

  • 17 gün önce

    Hayat bazı zaman bizi diğerleri ile yalnızlaştırır, işte o zaman baş başayızdır, kendimiz ile dertleşir dururuz bazı zaman geceler boyu, bazı zaman gün ortasında ya da sabahın keskin ayazlarında... Hayatın kazanımları olduğu gibi kaybedişleri de var tabi ki ama her kaybedişten sonra vaz geçmemeli insan yine de bir şeylerin peşine düşmeli, en azından sevginin, böyle olmalı. Duygu aktarımı güzel, ancak noktalamalarda ufak sıkıntılar var gibi, onu da aşar sanırım başka yazılarında yazar kardeşimiz Arıkan Akar. Kutlar başarılarının devamını dilerim...