Ve Tanrı Suskunluğu Yarattı

Ve Tanrı Suskunluğu Yarattı

///

Acıyla dizlerinin üzerine çöküp kaldı. Hareketsizdi, tek bir yaşam belirtisi yoktu bedeninde.

Ama ölemezdi. Ölüm de yaşam da oydu.

Öyle bir acıydı ki çektiği, ne kadar saklamaya çalışsa da, ızdırabı teninden fışkırıyordu.

Kainatın kaburgaları o an kırıldı buna eminim.

Derin ve çıldırtan bir çınlama duyuldu önce sonra her ses bir uğultuya dönüştü.

Öyle bir sessizlik çöktü ki kainata, sanki dipsiz bir kuyu tüm sesleri alıp içine boğdu.

///

Acıyla dizlerinin üzerine çökmüş duruyordu.

Çöktüğü yerde sanki taşlaşıp öldü.

Ama ölemezdi.

Ölüm de yaşam da oydu.

Çaresiz kaldı...

Ve Tanrı suskunluğu yarattı.

Çözümsüz kalan her şeyin bedelini ona doldurdu.

Konuşmak istedi suskunluk.

İmkansızdı anladı. Böylece kaderini kalbine yazarak mühürledi;

“ Öyle acıyor ki canım. Kımıltısızım. Tarifi yok bu acının, bu acı öyle bir acı ki, böyle bir acıyı taşırken asla ölemeyeceğim….

Ölüm dediğin de nedir ki...

Ben ölümü bile derin bir sessizliğe gömerim. “

Ama ses yoktu...

Kelimeleri düşündü suskunluk. Onlara yüklenen duyguları. Ne de şanslılar diyecek oldu…

Sustu…

Nefret, aşk, öfke, yalnızlık, neşe, kahkaha…

Ah gözlerinden yaşlar gelene kadar gülmeler. Nasıl da bana uzaklar…

İçinde büyüyen duyguları kelimelere yükleyip,bırakmak dışarıya. İyi ya da kötü hafiflemek ve kurtarmak ruhunu, gururla çıkmak sabaha...

Ne de şanslılar diye düşündü.

Sadece düşünmekle yetindi.

İnsanların sustuğu, tuttuğu, yuttuğu ne varsa başa çıkmalıydı.

Hatta Tanrı’yı bile avutmalıydı...

En acısıysa; ne kadar canı yansa da sesini çıkaramazdı.

Üzerinde kesikler oluşturarak,arkasında anlamlı tek bir söz bırakmayan sivri bir kalemin acıttığı, o zavallı beyaz kağıttı.

Her an, her geçen saniye, içinde anılar biriktiriyordu. Onca his, onca görüntü vardı ama hiçbirinin sesi yoktu.

Suskun ve sesten arınmış anılar neye yarayacaktı.

Peki....

Sesi olmadan bir kahkaha hayatta kalır mıydı…

Sustu…

Kimseler bilmediği için dipsiz kuyuların diplerini ya da göremediği için içlerini,ne kadar dolduğunu da bilmezler. Ama her şeyin bir sınırı vardır. Bir sonu ve başka bir şeye dönüştüğündeki yeni bir başlangıcı.

Peki suskunluğun dipsizliği tükendiği zaman neye dönüşecekti… bilemedi…

Sustu….

Ama...

Neden ihtiyaç duyulduğunu biliyordu. Kızıl bir gezene dönmüştü çünkü dünya. Kendi kanında boğulurken,öylece sonunu izlemek zorunda kalan o biçareye.

Zamanın bile iyileştiremeyeceği yaralar vardı. Acısının asla dinmediği yaralar. İşte en tehlikeli olan yaralar da bunlardı.

Üzerinde iyileşecek bir kesiği olmayan yaralar...asla kapanamazlardı…

Kızıl gezegene baktı...

Onca kayıp ruhu nasıl avutulacaktı…

Böyle bir vahşeti tarif edecek bir kelime nasıl bulunacaktı...

Tanrı’nın bile sözü kalmamıştı...

Bu yüzden suskunluğu yaratmıştı.

Ve tüm acısını onun içine atmıştı...

///

Dizlerinin üzerine öylece çöküp kaldı.

Suskundu, sanki taş kesilmiş gibi kımıltısız. Yarattığı insan bu hale nasıl gelmişti…

“Adına “Dünya Savaşı X” dendi. Kaç milyar insanın öldüğünü sayacak kadar insan geriye kalmadı. Sadece insan olsa ölen, o savaşta, kainatın omurgası da çatırdayarak ikiye ayrıldı. Uzayda kan kırmızı parıldayan bir yuvarlaktı dünya artık. Yüzyıllar boyunca da o rengi teninden atamadı.”

///

Dizlerinin üzerinde acıyla taşlaşmış gibi hareketsiz duruyordu Tanrı. Öyle çok acıyordu ki kalbi, bu kadar acırken ölmek imkansızdı. Zaten istese de ölemezdi. Ölüm de yaşam da oydu.

Derin ve çıldırtan bir çınlama duyuldu önce sonra her ses bir uğultuya dönüştü. Kainattaki tüm sesler suskunlaştı.

Çıt bile çıkmadı. Çıkamadı.

Tanrı suskunluğu yarattı.

Ve...

Sustu yüzyıllarca sustu.

Bir daha sesini duyan olmadı. 

06 Kasım 2021 3-4 dakika 18 öyküsü var.
Beğenenler (7)
Yorumlar (4)
  • 23 gün önce

    Ve gün oldu

    Çağlar çağladı

    Yenildi tanrı

    Evladı şeytana yenildi

    Çünkü ayak uydurmuştu her kulu evladına

    .

    Ve sustu sonra tanrı

    Artık şıklatmıyor parmağını

    O bile kesti umudunu .

    Diye yazmıştım bir şiirimde.

    Hani kutsal kitaplarda yer alan ve tanrı müdahalesi olan Nuh tufanı gibi, Musa'nın Nil'i ikiye ayırması gibi kutsal olaylar vardır ya, bunlar gerçek olduğunu var sayarsak ve artık çok uzun yıllardır benzer muziceler yapmıyorsa tanrı, bu pes ettiği anlamına geliyor bence... Pes etti ve sustu... Kalbi de kırıldı muhtemelen ama nedense pimi çekip son vermiyor yine de her şeye... Belki de seviyordur şu anda insanlığın içinde bulunduğu kaosu... Bilemiyorum... Bildiğim tek şey var o da; bir mucize lazım insanlığa, ya tamamen yok edecek ya da yeniden başlatacak bir mucize... Çünkü çekilir yani kalmadı insanlığın ve dolayısıyla hayatın ve dünyanın...