Bir Vurgun Bin Ölüm

Bir Vurgun Bin Ölüm


Dağları vurmayın...

Vurmayın artık dağları, yeter zihnimde yankılanan sesiyle her gece ağladığım.

Sanırsınız ki kaybolur gider acılar bulutların arasında. Kapatamıyor ki hiçbir beyaz içine yerleşmiş karayı, boşuna dağları acısını dindirmeye çalışmayın.


Kuşları da vurmayın...

Vurmayın artık kuşları, yeter kanatlarından damlayan canıyla yollarımı kana buladığım.

Sanırsınız ki havada asılı kalır durur yaşam öylece. Hiçbir yaşam beceremez sonsuzlukta asılı kalmayı, boşuna kuşların canlarıyla uğraşmayın.


Bu ayaklar, bu eller, bu başı boş dolaşan beden benim.

Evet, benimse de ne olmuş.

Yapışmışsa canına virane bir türkü, yakmışsa dilimin ucunu, söylesenize bu ateş benden başka kimi kavurmuş.


Bazen ama çoğu bazen, hani yolun içinden geçemez insan, yol geçip gider ya insanın içinden. Bir hiçe hep olur, toza bulanır özü, görmez ya hani gözü. Yürür sanır kendini ayakları da yol yürür ya öylece içinden.

İşte o zaman, o zaman işte...hükmü de düşer tanrının gözünden, anlayın.


Yeter ayıplamayın beni.

Evet, bu ayaklar, bu eller, bu başı boş dolaşan beden benim...

Evet hükümsüzüm...

Evet çözümsüzüm hatta toza bulandı özüm...

Bulandı, bulandı ama yeter artık sizde yollarınızı içimden geçirip beni daha fazla kanatmayın.

Sanırsınız ki çekip gittiğiniz yol sadece sizin. Anlasanıza geçiremiyor hiçbir şey insanın içinde kanayan yarasını, insanın ruhu kanadıkça daha da kararır, unutmayın.


En azından çiçekleri vurmayın...

Vurmayın artık çiçekleri, yeter bari dalında goncaları kurutmayın.

Hep sandınız hala sanırsınız ki toprak derdinden yarılmaz ortaya...

Ama...

Acı dediğin toprağı bile parçalar, artık anlayın.



17 Ekim 2020 1-2 dakika 47 denemesi var.
Beğenenler (6)
Yorumlar (2)
  • 10 gün önce

    Oysa acılarından doğar her defasında yeniden insan Menekşe hanım:)