İçin Dışı Vardır / Dilenci

Sanırım 15-16 yaşlarındayım. Teyzemin kızı olan kuzenimle birlikte Eskişehir'e diğer teyzemlere gitmişiz. O yaşlarda, tanıdığın kimseler olmayan bir şehirde yapılacak ne olabilir ki? Canımız sıkılıyor.

Yaşantımın ilk bölümlerinde, boş kaldığım anda en sık kullandığım cümle, "Anne, çok canım sıkılıyor." olabilir ve "Sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz." da, annemden en çok duyduğum cümlelerden biri...

Neyse, anneme nazlanacak bir durumda değilim. Ne de olsa kuzenimle birlikteyim. Sıkılmış canımıza deva olacak bir çözüme kafa yormaya dahi gerek kalmadan, muhteşem bir fikirle gözlerim ışıldıyor. Bu muhteşem fikir, hep merak etmiş olduğum bir hali deneyimlemeye yönelik: Dilencilik yapmak!

Kuzenim de benim gibi heyecanlanıyor, hemen harekete geçiyoruz. Teyzemin odasına girip gizlice namaz eteğini ve başörtüsünü alıyor, çantamıza atıp evden çıkıyoruz. Bir de yere sermek için mendil buluyoruz tabii.

Gözümüzde yaşlar, karnımızda ağrılar, güle oynaya yollara düşüyoruz.

Bir köşede namaz eteğini altıma geçiriyor, başıma örtüyü örtüyorum. Bu kıyafetin altında ayakkabılarım sırıtınca onları çıkartıp, hatırlayabildiğim kadarıyla Eskişehir Stadyumu'nun duvarının dibine bağdaş kuruyorum. Mendilimi de çıkartıp, önüme yerleştiriyorum. Kuzenim karşı kaldırıma geçip beni uzaktan izliyor. O, oradan gülmeye devam ediyor.

Benim ise, gülmemi engellememin tek yolu; karşı kaldırıma bakmamak ve o an'a, o an'ın içinde, bunu sık sık yaşayanların haline odaklanmak. Ben de öyle yapıyorum.

O yaşta o psikolojiyi, o hali ne kadar algılayabilirsem o kadar algılıyorum.

Zabıta filan gelir de beni alır götürür mü gibi düşünceler aklıma bile gelmiyor ve nitekim ne zabıta ne de başka bir otorite, ne geliyor ne de götürüyor.

Orada otururken bir dilenci gibi algılanmaya ve dolayısıyla bir dilencinin orada oturmakla, diğerlerinin karşısında ne hissettiğini anlamaya çalışırken, bu işin ne sıkıcı bir şey olduğunu fark ediyorum ve kariyer planlarımdan dilenciliği kesin olarak çıkartıyorum!

Mendile bırakılan paralar artıkça, zaten maddeye değer atfedecek bir yaşta olmadığım ya da içinde bulunduğum ortamlarda bunu yapanlara henüz şahit ol(a)madığımdan sebep, varlığımı belirleyen belki de en olumlu duvarların temelleri iyiden iyiye güçleniyor.

Mendilime düşen her metal parçası, manevi değerlerin arka planda bırakılacağı alanlarda kesilecek nefeslerimi keskinleştiriyor.

Çok da iyi oluyor.

Maddi değerleri hiçe saymak (-ki bu yalnızca parayla ilgili değildir.) çok akıllıca görünmese de, öze aldığım yolu tam da almış/almakta olduğum gibi almayı tercih ederdim.

Neyi yok sayıyorsak onun varlığını da görüp kabul etmedikçe yol kendini açmayacağından, maddi değerlerin de birer değer olduğunu kabul edip saygılarımı sunmak düşüyormuş üzerime.

İşte burası tam da, içeride de dışarıda da suçlayacak kimseyi bulamadığımız nokta.

Kesilen nefeslerin uğruna açılıveren, elimize ayağımıza dolanmış perdelerin ardındakilerin körleşmiş düğümlerini çözerek, algılayabileceğimiz şekle sokan altın anahtarlardan biri...

Bizi yıllarca evlerimize kapatanı, sesimizi yavaş yavaş alıp saklayanı, yalnızca içeriden duyulur kılanı, yanılgılarımızı gösteren boşluğu yansıtan aynaları dahi kırdıranı ve hep yanı başımızdakini görünür kılacak olan anahtarlardan...

Dengeyi, dolayısıyla insanî gelişimi sağlamak için, yaşantıda; maddeye öncelik verenin manaya öncelik verenden, manaya daha çok değer verenin maddeye daha çok değer verenden öğrenecekleri olduğunu anladığımız gün, dilencilerin içimizdeki neyin yansıması olduğunu da anlamış olacağız.

Farkında bile olmadan kaçak oynadığımızı, yok saydıklarımızın körü olduğumuzu idrak etmiş olacağız. Zira an'ın bu diliminde mevcut olan, yalnızca maneviyat ve zaten yalnızca maddesellik değildir.

"İçin dışı vardır.

İçeride olduğu gibi dışarıda da görülmek isteyen bir sistem vardır.

Dışarıda olduğu gibi, içeride de görülmek isteyen bir sistem vardır.

İç ve dış birlikte değilse eksiktir."

İşte insanın kendi içindeki savaşı bitirmesiyle; dünyadaki savaşları, yarışları, haklılık peşinde koşmaları da bitirecek olan, bu algı olacak.

Mendildeki paralara gelince; akşama kadar sokak sokak dolaşıp, paraları verecek tek bir dilenci dahi bulamadığımızdan, üzerine aile büyüklerinin verdiği bayram paralarımdan da ekleyip bir yardım kuruluşuna gönderdiğimi hatırlıyorum.

Her gün döviz bürolarından dolar satın alan dilenciler müstesna, "Dileneni gör, yeşilli koru!”


Ayça Özbay
23 Aralık 2018

26 Aralık 2020 4-5 dakika 15 denemesi var.
Beğenenler (6)
Yorumlar (2)
  • 19 ay önce

    İlginç bir deneyim yaşamışsınız. Tabi sonra ki dilencilik hakkında ki değerlendirmelerinizde kayda değer Ayça Hanım. Hep duygu sömürüsü yaptıklarını düşünmüşümdür dilencilik yapan erkek/kadın vatandaşların. Oysa ki isteyemeyen, fakir olduğu halde sıkılan, utanan insanlar ulaşmak olmalı amaç. Kutlarım içtenlikle...