Düşük Şiir



ne haldeydim o zamanlar bir bilsen
öyle şiirle falan anlatılacak gibi değil yani
roman falan hak getire
herkesin derdi kendine büyük tabi ama bana kalsa
Yaradan düşmanımın başına vermesin cinsinden

dinle de anlatayım

kıştı mevsimlerden
yerler
yer yer hafif meşrep çamur
ve yerli yersiz gölet parçacıklıydı sokak araları


ruhumda
hummalı ve hafif depresif buhran
kafamda
zembereği bozuk girdap
ve içinde
söylemeye dilim varmayan Sade'vari sövgüler


yok yok
çok merak ettim
illa da söyle
diyeceksen
şöyle diyeyim de anla biricik biriciğim


adab-ı muaşerete aykırı
sevişimsel ve sadistimsel sövgüler
döngüsel bir şekilde cirit atmaktaydı
kafamın bel altı çıkmazlarında


ama nasıl olmasın ki
daha yeni düşük yapmıştı
senden önceki son düşüm
ve bir hışımla devrilmiş
baş aşağı yere düşmüştüm
üstüm başım dipsiz ağrılar cengindeydi inan


baş ağrısı olsa neyse
başım ağrıyor dersin
hap atarsın bir tane geçer
ama bu ağrının ne adı belli ne adresi
kalp ağrısı desen sadece kalp değil

bütün vücudu gasp eden
tanımlanamayan başka bir şey işte
zor yani
çok zor


hatta ve hatta
tangur tungur sesleri eşliğinde az evvel yere atmışım
yenildiğim son savaşın
delik deşik teneke zırhını üstümden


en ortadaki notasını kaybetmiş
bir sol anahtarı gibiydim yani o sıra
çırr rıl çıpplak
ve
sükk lüm pükklüm


ve biri bin para pişmanlıktım
ve bire on bahse varırdım o zamanlar
sağrısından aşmaya çalıştığım dertlerimle
at başı geldiğim şu çağda
eşiğindeydim
yenilginin işgal edilmişliğinin


bir keresinde berber Nihat abi anlatmıştı

derdimi söyleyince

kımıltısız bir akışı oluyormuş yaşamanın böyle zamanlarda

hayat akıyor ama sen olduğun yerde dikiliyormuşsun yosun tutmuş duvar gibi



durağan bir eşya kadar göze batan bir durum bu

ayakları çıplak saf bir çocukluk el sallar için için sana

uzansan tutamazsın
çünkü susuz kalmış bir kayadır için
kımıldamaz kımıldayamaz
çatır çatır çatlar
bunun gibi bir şey


bakma sen
sağlam adamdır berberler
iyi keser iyi dinler doğru söylerler
kolay değil kaç kafayla haşır neşir olmuş adamlar
onlar bilmeyecek de aristokratlar mı bilecek


aslında
acıya gebe bir direniştir hayatla kavgam
buna rağmen çok vakit olmuştu
bayraklarımı yarıya indirmişliğim


...


doğrulup almış
atmıştım omuzuma
yere düşmüş parkamı
siyah ve eğri duruyordu omuzumdan aşşagı
hafiften kabadayıvarisimsel eğreti yani
(Olabilir dursun, gören ağır abi desin yol versin ya da hiç olmazsa yenilgimi kamufle etsin kâfi)
çamuru da kurumamıştı hâlâ daha
çürümüş ter damlıyordu kapüşonundan
(Damlarsa damlasın kime ne? Yeter ki arınaydım o yenilmişlik pisliğimden... Razıydım valla...)



en iyisi uzatıp yolu
geçmemeli bu parkayla bit pazarından
diye geçmişti aklımdan ilk
neme lazım
bu haliyle talep artar
ben de arz ederim
belli mi olur
bitaraflarımızdonmasın şimdi bu karda kışta dimi demiştim
bay çok bilmiş iç sesime
o da tıpkı yüz üstü bırakan herkes gibi
ne halin varsa gör demişti
adi herif
o bile satmıştı beni daha yolun başında
o haldeydim yani


....


pek bilmem bu işleri ama
bir filozof mu demiş ne
yenilgi bazen omuzları kanatlandırırmış
hafifler
yükselirmiş insan
öyleymiş yani
onların yalancısıyım


neyse işte
ya ben kandırıldım
ya bunu diyen filozof filozof değildi
ya da o meşhur "bazen" beni ıskaladı
belki de kaideyi bozmayan istisnayımdır
ne bileyim işte
vardır illa bir sebebi


(O değil de en biricik biriciğim, sarhoşken "rahadol" diye herkese akıl veren ben, neden bilmem; bir türlü rahat olamıyordum ve bir türlü anlayamıyordum bunu... Anlayamıyordum ve üstüme üstüme çullanıyordu... Çullanıyordu ve basınç uyguluyordu üstüme üstüme... Üstüme üstüme basınç uyguluyordu ve boğuyordu bu köküne kibrit suyu dökesice rahat olamama durumu. Şeytan diyor ki; bul şimdi o filozofu ve dök köküne kibrit suyu... Hem de dolu dolu üç cezve kibrit suyu... Ahh kahrolasıca üç cezve kibrit suyu...)


mevzu bu değildi zaten o zamanlar
atmam lazımdı o kasveti üstümden hepsi bu
en iyisi gidip bit pazarına
bir şişe şarap parasına okutmalı mı ne parkayı
kafayı çekip tenha bir köşeye
kendi kendime
yüz kere
rahadol rahadol rahadol demeliyim belki demiştim
tıpkı ilkokul öğretmenimin verdiği cezalar gibi
(Ama kendi kendime demiştim. İç sesim olacak o hırtopoza değil...)


hem en azından
bitaraflarımdonsa bile
içim ısınırdı belki


....


ellerinde dağ çileği dolu bakraçlarıyla
köylülerin yanından geçip gittiği metruk ormanın
üstüne çakıyla kalp şekilleri çizilmiş
kimi zaman sevdalıların buluşup ayrıldığı
kimi zaman gölgesinde seviştiği
baston yapılmak için kesilmiş asırlık ağacı gibiyim


bir ormanın içinde yalnız büyüdüm
başka yerlerde
içimdeki kurtçuklar tarafından kemirilmekteyim


diye şiir yazsam yeriydi yani o zamanlar
ama beceremem ben o işleri


ki şiir yazmak
yalnızlığını kıskandırırcasına
kendisiyle konuşmasıdır insanın
yaşama zaman tanımaktır hatta şiir yazmak
hatta ölümsüzlüğü miras bırakmaktır kalanlara


ama dedim ya
beceremem ben o işleri


...


işte böyle
en biricik biriciğimden öte biriciğim
soğuk hava
bozuk kafa
ve buhran
şeytan üçgenini teğet geçmek için
tam rota çizememiş
tam buramdaki tamburamdan atamamışken
yenilgi sarhoşluğumu
üstümdeki çamurlu parkaya rağmen
sapa bir sapakta
sarpa sarmışken
köküne kibrit suyu dökülesice
rahat olma ve olamama iki bilinmeyenli denklemi
değdi gözün gözüme


ve işte o an
içimde bir ürperme
bir irkilme
bir titreme
ki anlatamam


değmese
gözün gözüme
dokunmasa
ruhun ruhuma
kimbilir hangi yola sapacaktım
kimbilir hangi aymaz akıntıya kapılacaktım
ki yeni bir yenilgiyi yineleyemezdim yeniden


(Bilmezsin sen şimdi, bunun; ne kadar iyi bir şey olduğunu... Ki "iyi" pekiyinin atasıdır... Sonrası fevkalade...)


...


şimdi sayende
her renk hayıt mavisi
her dere kenarı
hıdırellezlerde yakılan çıtırdak ağacı kokusu
bütün kuşlar kırlangıç
bütün bulutlar uğrunda ölünecek vatan
bütün çiçekler yeşili büyümenin arifesinde dağ çileği
ve bütün sular mavi deniz
ve baykuşlar dile gelmiş bir umut
ve her yön sayende huzur şimdi


şimdi
yaşamak
sadece ekmek parası
yalnız ekmek kavgası
hatta bir lokma ekmek arası değil
değil artık yaşamak karın tokluğuna var olmak
mukaddes bir ikramdır artık seninle yaşamak


(Bilmezsin sen şimdi, bunun; ne kadar makul bir şey olduğunu... Ki makulün atası makbuldür... Şimdisi ise pek muteber... Sonrası hep sen... Sadece sen... )

.
.

02 Ağustos 2021 180 şiiri var.
Yorumlar (8)
  • Yaşam herkese başka izler bırakır Arslan bey... Bazıları için bilinmesi gereken genel bir doğrudur, bazıları için mukaddestir, ikramdır ve bazıları için de gelip geçen bir hüzündür. Ama genelde tartılmaz ve kıyaslanmaz tanıdığımız ölçüm birimleriyle...Anlamlı şiiriniz için çok tebrikler. Saygılarımla İoannis Bozikis

  • Tebrik ederim Uğur Bey. Güzel geçsin gününüz. 🍀

  • 9 ay önce

    Adı konmaz bazen ve bazen stabil olmak iyidir ,

    Emek işi ,iyi bir şiir okudum

    Kutlarım Uğur bey .

  • 9 ay önce

    Ben yorum yapmak yerine bir selam vermek istedim ayrıca hayranıyım ben bu sayfanın. Ötesi yok.

    Saygılar her daim