Kızıl Mualla




Bacakları ve adımları sürekliydi
Ve cüretkâr bir sürükleyiciliği vardı adımlarının sürekli
Ne kız kurusuydu ne dul kurusu
Kız oğlan kızdı düşleri
Biraz laf ebesi bol dedikodu kumkuması olsa da
Kuma da olmadı kimseye bilirim
- Aksi olsaydı çoktan çıkartırdı cumbadan sarkan teyzeler kokusunu sağ olsunlar -
Yaşı geçkin değildi sanki ya da göstermiyordu
Ama ergen de değildi öyle yirmilik de
Taş çatlasın otuzlarında


Sanki dalından koparılıp
Hiç ellenmeden tabakta unutulup
Çürümeye yüz tutmadan önceki kırmızı
Kıpkırmızı elma gibiydi dipdiri hep - En azından o vakitler dipdiriydi -
Hep kırmızı giyerdi
Siyah ya da mor desenliydi hep elbisesi
Kızıldı saçları organik kızıl
Kıpır kıpır iri memeleriyle yürüyen meyve ağacıydı sanki
Mor yapraklı kızılımsı meyve ağacı gibi bir şey
(Ağaç dediysem öyle asırlık çınar ya da bodur ağaç değil canım sizde yani... Rüzgar nereye, gövdesi oraya cinsinden ince, narin, kıpır kıpır ağaç... Belki de güldü, diken diken... Belki de dikenler yüzünden yaklaşamazdı hiç kimse...)


Kimler kimler istemişti de hiç birisine vermemişti
Yüzde bir bile yüz
Dedim ya kız oğlan kızdı düşleri
Ve sadıktı düşlerine de adam gibi sevmeye de


(Bakkal mı desem, müezzin mi veya simitçi, seyyar köfteci, gazozcu mu? Hatta işportacı, kahveci, kokoreççi mi? Leblebici mi, yahut meyhaneciden daha müdavim olan akşamcı mı, antikacılar pasajının çaycısı mı? Kim istememişti ki onu? Piyangocu, hurdacı ve klarnetçiyi saymadım bile. Saymadım mı dedim? Hay dalgın kafam hay! Sonuçta hiç birisine vermemişti yüzde bir bile yüz...)


Bir keresinde ben de istedim
Pazardan geliyordu elinde fileler
Sağ elinde tuttuğu filede meyveler sulu sulu
Sol elinde ıspanak pırasa domat falan vardı sıradan basit
Kendini rüzgara bırakmış ağaç gibi salına salına
Ama yanından geçtiğini kendi rüzgarına kata kata geliyordu pazardan


Sessiz sessiz ve dahi
Kendimden emin çıktım önüne adam gibi
Üstüm başımdan tutun da
Saçlarım olsun ayakkabılarım olsun
Cillop gibiydim maşallah
Hazırdım
Antrenmanlıydım geceden



Mualla dedim tebessüm etti
Karıştırdın sanırsam Müesser ben dedi sırıttı
Müesser dedim hıhı diye kafa salladı
Ayy bayılcam ayol şimdi nasıl tanımazsın ben Müjgan dedi kikirdedi
Müjgan dedim güldü
Selam tatlım ben Mualla dedi
Buyur anam dedi kahkaha attı masallardaki cadı gibi
Mumu Muualla dedim
Bebe benn
Bibi bir kere ooollsuun
Se se seni sss siii diye kekelerken heyecandan
Gerisini diyemeden küt diye yapıştırdı lafı
Hastır ordan bücür daha adımı bilmiyon dedi kükredi
Bana dedi hadi dedi ordan dedi bücür dedi bana dedi
Başka şeyler de dedi sanki de
O esnada ben sadece soluğumu duyuyordum
Bir de kafamın içinde çakan şimşekleri
Karşımda
Ağzı burnu şekilden şekile giren ama sesi duyulmayan
Dikenlerini mermi gibi salan kuru gül ağacı bir Mualla


(Oysa ben; bir kere olsun seni sinemaya götürmeyi çok isterim! Diyecektim sadece. Ama çok hastı, hastır deyişi ki içimi kocaman bir hayranlık basmıştı... Hem kız oğlan kız hayalli, hem de sapına kadar delikanlı hatunmuş demek ki! Dedim ayakkabılarıma. Yere bakmasam yüzüne derdim belki ama bir tek yeni cila çektiğim ayakkabılarımdan bana bakan yüzüme bakabiliyordum Mualla'nın adını hatırlayamamanın utancından -


Ayakkabılarımdan bakan yüzüme baka baka
Aşağılık birine bakar gibi baka baka
Küçümseyerek güldü yok yok gülmedi gürledi resmen
Ne güldüm ne gürledim ben
Asırlık
Meyve vermediği için taşlanan ağaç gibi
Kaskatı somurttum sadece


Nasıl somurtmayayım a dostlar
Bana yapılır mıydı yahu bu
Tamam bir mimar
Ne bileyim bir doktor ya da mühendis değildim ama
Ne bakkal ne müezzin ne kahveci
Ne gazozcu ne kokoreççi de değildim hani
Seyyar satıcı piyangocu hatta klarnetçi hiç değildim
Çiçekçiydim ben heheyy çiçekçi
Onlardan daha gençtim diriydim hem
Yakışıklı değilsem bile çirkin de
Uzun burunlu da şimdiki kadar açık alınlı da değildim
Ama kısaydım ondan hafif kısa ama
Yumurta ökçe iskarpin giysem yetişecek kadar kısa
her şeyi geçtim ne olursa olsun bana yapılır mıydı bu yahu


Şunun şurasında (hani şu var ya şu onun tam şurasında)
Bi'sinemaya gitsek
Omuz omuza Yeşilçam filmi izlesek ne olurdu ki yani


Hadi oradan kız kurusu sende dedim
Yürüdüm gittim
Bacaklarım ve adımlarım sürekliydi
Ve cüretkâr bir sürükleyiciliği vardı adımlarımın sürekli


Dosdoğru meyhaneye vardım
Bir baktım meyhane ana baba günü
Bakkal müezzin simitçi
Seyyar köfteci gazozcu kahveci
İşportacı kokoreççi leblebici ve akşamcı
Antikacılar pasajının çaycısıyla
Piyangocu hurdacı ve klarnetçi vardı
Kafa kafaya vermiş şarapla kafa çekiyorlardı
Kimsede çıt yok
Belli ki az önce buradan da geçmişti Mualla
Hepsinde diz boyu içine göçmüş çığ var belli

Bir şişe de ben açtım köşedeki masada kırmızı şarap
Ne işim olur ki benim simitçi kahveci gazozcuyla
Hele ki bakkal müezzin ve işportacıyla
Çiçekçiydim oğlum ben çiçekçi
Hayatta aynı masada oturmam hiç biriyle
Hem de efkâr denen mendebur içime kale burcu dikerken imkansız
Bütün hıncım
Yol boyu yanımda taşıdığım küfürler dahil
Yok yoktu masada


Aldı eline klarnetçi klarneti niyeyse bir zaman sonra
Üfledi son nefesini verircesine tüm nefesini klarnete
Dinledikçe galeyana gelip klarnetin nefesinden
Masaları birleştirip
Hep bir ağızdan küfrettik koro halinde
Bütün yüzümüze bakmaya engel olan
Kız oğlan kız hayallere


Mualla mı
O
Kız oğlan kız düşlerini ve kızıllığını kurutmaya devam ediyor
Mutfakta unutulmuş meyve tabağında hâlâ
Belki bir manav çıkıp
Çalar yeşertir kalbini bir ara




23 Kasım 2022 192 şiiri var.
Yorumlar (1)
  • 12 gün önce

    Abiciğim; şiir değil bu, resmen film izlettin okura... Kekeme olmak çok fena bir şey, anında yersin tokadı valla... Yalnız, yıkıldım gülmekten kekeme sahnesinde... Hastır ' la kalmış neyse ki... 😂😂🙈 Alemsin yaaa... Şiirle kal canım Abiciğim. Saygılarımla